![]() |
| | #11 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Karl Pearson Karl Pearson (1857-1936) modern istatistiğin kurucularından biri olarak kabul edilen İngiliz bilim adamıdır. 1857 yılında doğan Pearson Londra College Üniversitesi Cambridge ve Gresham College’de uygulamalı matematik ve mekanik profesörlüğü yaptı. 1892’de ilk önemli eserlerinden olan "The Grammar of Sciences" (Bilimler Grameri) adlı kitabını yayınladı. 1890’lı yıllardan itibaren matematik ve istatistiğin biyolojiye uygulanması ile ilgilendi ve bu konuya ilişkin çalışmalarını "Mathematical Contributions to the Theory of Evolution" (Evrim Teorisine Matematik Katkılar) adı altında topladığı çok sayıda makale aracılığıyla açıkladı. 1902 yılında Cambridge’de kurmuş olduğu "Biometrica" adlı dergi günümüzde de istatistik teori ve uygulamalarında dünyada en ileri gelen dergilerdendir. 1907’de Francis Galton Laboratuvarı'nın yönetimini üstlenen Pearson istatistik alanında kendi adını taşıyan birçok metot geliştirmiştir. Bölünmelerin asimetrilerinin derecesini ölçmede kullanılan Pearson asimetri katsayıları ve matematik ile istatistikte kullanılan Pearson kanunları bu metotlardan bazılarıdır. Gözlem sonucu elde edilen fiili frekanslar ile bir hipoteze göre varolması beklenen frekanslar arasındaki farkların bölünmesinin ki-kare bölünmesine uyduğunu ve dolayısıyla bu farkların anlamlılığının test edilmesinde ki-kare bölünmesinden yararlanılabileceğini ortaya koymasından ötürü bu yaklaşım da Pearson’un adını taşımaktadır. 1936 yılında ölen bu bilim adamının 100’den fazla eseri bulunmaktadır. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #12 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Sir Joseph John Thomson Joseph John Thomson 18 aralık 1856'da Manchester varoşlarından Cheetham Hill'de doğdu. 1870'de Owens College ve 1876'da Trinity College Cambridge' e burslu olarak girdi. 1880'de Trinity College'e akademi üyesi seçildi .Hayatı boyuncada akademi üyesi olarak kaldı. Daha sonra Lord Rayleigh'ın yerine Cambridge'e deneysel fizik profesörü oldu. 1884-1918 yılları arasında Cambridge ve Royal Institution'ın onursal profesörlüğüyle onurlandırıldı. Thomson'un ilk inceleme konusu ona 1884'de Adams ödülünü kazandıran Treatise on the Motion of Vortex Rings adlı yapıtında bahsettiği atomun yapısı üzerineydi. Onun Application of Dynamics to Physics and Chemistry ve Notes on Recent Researches in Electricity and Magnetism adlı yapıtları 1886 ve 1892 yıllarında yayımlandı. Bu son çalışması James Clerk Maxwell'in ünlü Treatise adlı yayımından sonra Maxwell'in üçüncü cildi olarak anılır. Ayrıca Thomson Profesör J. H. Poynting 'le dört ciltlik Properties of Matter adlı ders kitabında işbirliği yaptı. Ve 1885 yılında Elements of the Mathematical Theory of Electricity and Magnetism 'i yayımladı. Thomson 1896 yılında Princeton Universite' sine son çalışmalarını özetleyen dört konferans vermek için gitti. Bu konferanslar daha sonra Discharge of Electricity through Gases (1897) ismiyle yayımlandı. Amerika'dan dönüşünde hayatının en görkemli çalışmasını gerçekleştirdi. Bu çalışma 30 şubat 1897'de Royal Institution 'daki konferansında açıklayacağı elektronun keşfiyle sonuçlanan Cathode ışıması idi. Onun 1903 'de yayımlanan Conduction of Electricity through Gases adlı kitabı Rayleigh tarafından Thomson'un Cavendish Laboratuvarı' ndaki çalışmalarının bir gözden geçirmesi olarak nitelendirilmiştir. Bu yayımın daha sonraki basımını kardeşiyle birlikte iki cilt olarak 1928 ve 1933 yıllarında yayımladı. Thomson 1904 yılında Yale Universite 'sinde elektrik üzerine altı konferans vermek için geri döndü. Bu konferanslar atomun yapısı üzerine bazı önerilerde bulunuyordu. Thomson faklı atom ve molekülleri ayrıştırmak için bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem daha sonra Aston Dempster ve diğerleri tarafından birçok izotop'un bulunmasına yol açtı. Yukarıda bahsedilenler dışında The Structure of Light (1907) The Corpuscular Theory of Matter (1907) Rays of Positive Electricity (1913) The Electron in Chemistry (1923) and his autobiography Recollections and Reflections (1936) adlı yayımlarıda bulunmaktadır. 1884 yılında Royal Society üyeliğine seçildi. Ve 1916-1920 yılları arasında başkanlığını yaptı. 1894-1902 yıllarında Royal ve Hughes Madalyalarını 1914 yılında Copley Madalyasını aldı. 1902'de Hodgkins Madalyası (Smithsonian Institute Washington) ;1923'de Franklin Madalyası ve Scott Madalyası (Philadelphia) 1927'de Mascart Madalyası (Paris) 1931'de Dalton Madalyası (Manchester)ve 1938'de Faraday Madalyası (Institute of Civil Engineers) aldı. British Association 'nın 1909'da başkanlığını yaptı. Ve Oxford Dublin London Victoria Columbia Cambridge DurhamBirmingham Göttingen Leeds Oslo Sorbonne Edinburgh Reading Princeton Glasgow Johns Hopkins Aberdeen AthensCracow ve Philadelphia Universite'lerinden doktora diploması aldı. 1890'da Rose Elisabeth ile evlendi. Bir oğulları oldu. 30 Ağustos 1940 yılında öldü İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #13 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Jean-Baptiste de LAMARCK Büyük fransız doğa bilimcisi lamarckingiliz bilim adamı charles darwin in doğduğu yıl philosophie zoologique adlı ünlü yapıtını yayımlamıstı. bu yapıtında bazı evrim kurallarını açıklamıstır.fransa nın picardie bölgesindeki bir koyde doğan lamarck çocukluğundan beri asker olmayı düsünürkenbabasının isteğine uyarak papaz olmak uzere din eğitimine basladı.ama 1760 da babasının olmesiyle orduya yazıldı ve 7 yıl savaslarında karhamanca carpıstı.sağlığı nedeniyle 1768 de ordudan ayrılmak zorunda kaldı.sonraki yıllarda pariste tıp eğitimi gorurken bir yandanda botanik alanındaincelemeler yaptı ve 1778 da fransanın doğal bitki ortusune ilişkin değerli çalısmalar yayımlayınca fransız bilimler akademisine seçildi.1788 sparis botanik bahçesinde goreve seçildi. Beş yıl sonra bu kurulus ulusal doğa tarihi müzesi adıyla yeniden örgütlendiğinde zooloji bölümünün yöneticiliğine atanan lamarck o tarihten sonra butun ilgisini zooloji ye yöneltti.bu bilim dalındaki çalısmalarına50 yasından sonra baslamasına ve gozlerinin neredeyse korluk derecesinde bozulmus olmasında karsın bocekler ile solucanlar konusunda en yetkili kişi olarak tanındı.ömrünün son yıllarına doğru da omurgasız hayvanlar biyolojisinin en onemli yapıtlarından birini yayımladı. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #14 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Werner Heisenberg (1901 -1976) Bilim tarihinde yüzyılımızın ilk çeyreği devrimsel atılımların biribirini izlediği fırtınalı bir dönemdir. Planck'ın kuvantum Einstein'ın relativite kuramları Rutherford'un atom modeli bu atılımların başlıcalarıdır. Bohr'un 1913'de ortaya koyduğu kuvantum atom modeli 1920'lerde özellikle genç fizikçilerin ilgi odağı olmuştu. Ne var ki bu model sorunsaldı; önemli kimi noktalara ışık tutmakla birlikte yeterince belirgin ve tutarlı olmaktan uzaktı. Üstelik Bohr'un "kuvantum yörüngeleri" dediği şey için ortada deneysel kanıt da yoktu. Elektronların çekirdek çevresinde döndüğü güneş sistemine bir benzetme olmakla kalan bir varsayımdı. Modeli kimi yönleriyle yetersiz bulan genç fizikçilerin başında De Broglie Pauli Heisenberg Schrödinger ve Dirac gibi çalışmalarıyla daha sonra ünlenen seçkin adlar vardı. Bunlar arasında en büyük atılımın Heisenberg'den geldiği söylenebilir. Heisenberg yirmi dört yaşında iken oluşturduğu matris mekanik ve kendi adıyla bilinen belirsizlik ilkesiyle atom fiziğine yeni bir kimlik kazandırır 1932'de Nobel Ödülünü alır. Fizikçi arkadaşları arasında sezgi gücüyle tanınan Heisenberg daha okul yıllarında ders kitaplarında yer alan görsel modellere kuşkuyla bakmıştı. Bohr modelini bile pek inandırıcı bulmamıştı. Özellikle modele dayanan varsayımlardangörsel imgelerden kaçınıyordu. Atom modellerde işlendiği gibi karmaşık değil basit bir yapıda olmalıydı. Bohr ile karşılaşmak tartışmak aradığı bir fırsattı. Bu fırsat çıktığında delikanlı Münich Üniversitesi'ndeki öğrenimini keserek Göttingen'e koşar. Bohr bir sömestr için Göttingen Üniversitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak çağrılmıştı. Atom fiziğinin önde gelen bir kurucusuyla tanışmak kaçırılacak bir fırsat değildi. Heisenberg dikkatli bir dinleyiciydi; ama sırası geldiğinde doyurucu bulmadığı noktaları belirtmekten dahası Bohr'u düpedüz eleştirmekten geri kalmıyordu. Bohr bu iddialı gencin olağanüstü yetenek ve coşkusunu farketmekte gecikmez; sömestr sonunda onu Kopenhag Teorik Fizik Enstitüsü'ne katılmaya davet eder. Üniversiteyi bitirir bitirmez seçkin genç fizikçilerin toplandığı Enstitü'ye katılan Heisenberg'in sorguladığı temel nokta şuydu: Bohr modelinde öngörüldüğü gibi elektron devindiği yörüngeyi nasıl "seçmekte" dahası bir başka yörüngeye sıçramadan önce titreşim frekansını nasıl "belirlemekteydi"? Bohr varsaydığı bu davranışı açıklamasız bırakmıştı. Onun yaptığı sadece Planck'ın kuvantum sabitini uygulamaktı. Bohr'a göre atomun dengesini koruması Planck sabitinin enerjiyi sınırlama ve düzenleme etkisiyle gerçekleşmekteydi. Ama bu argüman doyurucu bir açıklama getirmiyordu. Elektronun çekirdek çevresinde devinen sıradan bir parçacık olduğu savı da dayanaksızdı. Gerçi Bohr'un atomik olgulara Planck sabitini uygulaması yerinde bir yaklaşımdı; çünkü kuvantum teorisi klasik mekanikten daha yeterli sonuç vermekteydi. Ancak bu teorinin birtakım sorunlar içermediği demek değildi. Heisenberg varsayımlar ve görsel modeller yerine doğrudan deneysel verilere dayanan matematiksel bir dizge arayışı içindeydi. Öncelikle kimi saptamaların göz önünde tutulması gerektiğine inanıyordu. Örneğin atom içinde kaldığı sürece elektrona ilişkin tahmin ötesinde fazla bir şey bilmediğimiz ama atom dışındaki davranışına ilişkin elimizde epey deneysel veri olduğu; yine ivmeli devinen bir elektrik yükü olarak elektronun elektro-manyetik radyasyon saldığı salınan radyasyonun frekansının deviniminin yinelenme frekansıyla daima aynı olduğu. (Elektronun radyo antenindeki iniş-çıkış deviniminin frekansının salınan radyasyon frekansıyla aynı olması buna gösterilebilecek bir örnektir.); öyleyse elektronun atom içinde de ivmeli devinen bir elektrik yükü olduğu koşuluylaradyasyon saldığı salınan radyasyon frekansının devinimin yinelenme frekansıyla aynı olduğu söylenebilirdi. Ne var kielektronun bir yörüngede devindiği varsayımına göre hesaplandığında bu beklenti doğrulanmamıştır. Bu türden kimi olumsuz sonuçlar Bohr'u yörüngeler arasında "sıçrama" hipotezine götürmüştü. Buna göre sıçramada yiten enerji salınan radyasyonun frekansını belirlemekteydi. Tek elektronlu olan hidrojen atomunda bu beklenti doğrulanmaktaydı. Ama "sıçrama" düşüncesi yörünge varsayımını içeriyordu; oysa ortada yörüngelerin varlığını gösteren hiç bir kanıt yoktu. Öte yandan yukarda örnek olarak aldığımız radyo anten olayı da yadsınamazdı. Gerçi Bohr'un teorisine dayanan kimi öndeyilerin bu olaya uyduğu bir durumdan söz edilebilir. Şöyle ki elektron çekirdekten uzakta geniş bir yörüngede devindiğinde varsanan sıçrama enerjisi sıfıra yakındır. Atomun dış sınırında elektronun yörüngeyi tamamlama frekansı beklenen sonuca uymakta yani yörüngesel frekans radyasyon frekansına eşit çıkmaktadır. Bohr "karşılık" (correspondence) dediği yöntemiyle atom dışından atom içi spektruma gidilebileceğini göstermişti. Heisenberg yeterince ussal bulmadığı bu yöntem yerine bu gidişi daha mantıksal bir yöntemle gerçekleştirmeyi önermekteydi. Ona göre spektral kod ancak böyle çözülebilirdi. Heisenberg çözüm için aradığı ipucunu klasik devinim yasalarında bulabileceğini düşünür. Bilindiği gibi bir gezegenin aldığı yolu belirlemek için gezegenin belli bir andaki konumunu belirleyen nicelikle momenti (kütle x hız) çarpılır. Öyleyse olasıdır ki atom düzeyinde de bir frekans çöküntüsüyle bir başka frekans çöküntüsünün çarpımı bize aradığımızı versin! Ancak Heisenberg'in frekanslara ilişkin ortaya koyduğu simgelerin kullanımı değişik bir çarpım tablosu gerektirmekteydi. Heisenberg farkında olmaksızın "matris cebir" denen bir sistemin kimi kurallarını yeniden keşfetmişti. Hocası Max Born'un yardımıyla aradığı teorinin (kuvantum mekaniğin) matematiksel temelini oluşturmakta artık gecikmeyecekti. Aslında oluşturulmakta olan yeni sistem bir bakıma klasik mekaniği andırmaktaydı; şu farkla ki klasik mekaniğin simgesel sözlüğü "konum" "moment" ve devinime ilişkin diğer nicelikleri dile getirirken yeni mekaniğin simgeleri atomik verileri temsil ediyordu. Matris cebir klasik mekaniğin yetersiz kaldığı atomik problemlerin çözümüne elveren bir yöntemdi. Ne var ki başlangıçta Heisenberg hayal kırıklığına uğramaktan kurtulamaz; yeni yöntemle hidrojen spektrumunu hesaplama başarısız kalmaktaydı. Ama çok geçmeden onu umutsuzluktan kurtaran bir gelişmeyi fark eder. Fizikçi arkadaşı Pauli'nin bulduğu "dışlama" (exclusion) ilkesi geliştirmekte olduğu teoriye önemli destek sağlamaktaydı. (Pauli'nin çalışması atomik spektraya ilişkin gözlemlere dayanıyordu. Bu gözlemler çoğunluk biribirinden farklıydı. Pauli bu gözlemlerin hepsi için geçerli bir açıklama arayışındaydı. Bulduğu açıklayıcı ilke şuydu: Herhangi bir elementer parçacıklar sisteminde örneğin atom kapsamındaki elektron topluluğunda hiçbir iki parçacık aynı biçimde devinmez ya da aynı enerji durumunda olmaz.) Bu basit ilke yalnız elektronlar için değil ilerde keşfedilenlerle birlikte atom-altı tüm parçacıklar için geçerliydi. Üstelik bu ilke Bohr'un atom modelinde bir bakıma elyordamıyla yaptığı bir sınırlamayı (elektron davranışları üzerindeki sınırlamayı) da anlamlı kılıyordu. "Pauli dışlama ilkesi" diye bilinen buluş Heisenberg'e teorisini tamamlama yolunu açmıştı. Artık Bohr'un "karşılık" yöntemini yetkin mantıksal bir dizgeye dönüştürebilirdi. Spektral kod çözüm aşamasına ulaşmış kuvantum mekanik doğmuş demekti. Tam bu sırada beklenmeyen dahası şaşkınlık yaratan yeni bir gelişme ortaya çıkar: Avusturyalı fizikçi Erwin Schrödinger matris cebirine başvurmaksızın atomik spektrayı dalga olayına uygulamaya elveren bir diferansiyel denklemle çözümler. Böylece klasik fizik yasalarıyla çelişkiye yol açan kuvantum kurallarına gerek kalmadan atomun kesintili enerjisi açıklanabilmekteydi. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #15 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Schrödinger'in dalga denklemi "enerji bölümleri" düşüncesinin fizikte yarattığı uyumsuzluğu gidermeye yeterli görünmekteydi. Kuvantum düşüncesi fiziğin temel ilkelerinden biri olan neden-sonuç bağıntısını dışlamaktaydı; öyle ki kesin öndeyilere olanak yoktu. Öndeyiler olasılık çerçevesinde yapılabilirdi ancak. Oysa Schrödinger dalga mekaniğiyle bu tür sakıncalara yol açmaksızın atom-altı düzeydeki tüm olguları açıklayabileceği inancındaydı. Örneğin dalga mekanik formülü kara-cisim radyasyonuna ilişkin gözlem verilerine Planck formülü ölçüsünde uygun düşmekteydi. Ona göre madde dalgasal bir olaydı; "elementer parçacık" diye nitelenen şey aslında dalgaların biribirini pekiştirdiği küçücük uzay bölgelerinden başka bir şey değildi. Sıçrama fikrine gerek yoktu. Şimdi yanıtlanması gereken soru şuydu: dalga mekaniği gerçekten fiziği eski bütünlüğüne kavuşturuyor muydu? "Kuvantum" kavramına artık gerek kalmamış mıydı? Bohr ve Heisenberg'e göre buna olanak yoktu. Çünkü elektron ister yörüngede devinen bir parçacık olarak düşünülsün ister bir dalga titreşimi olarak algılansın kesintilik gözardı edilemez sıçrama varsayımından vazgeçilemezdi. Kaldı ki dalga dilinde bile sıçrama düşüncesinin üstü örtük de olsa var olduğu söylenebilirdi. Öte yandan başta Max Planck de Broglie olmak üzere kimi fizikçiler Schrödinger'i desteklemekteydi. Bu de Broglie için doğaldı çünkü atom fiziğinde dalga düşüncesi ondan kaynaklanmıştı. Oysa Max Planck öncüsü olduğu kuvantum teorisine ters düşen bir yaklaşıma arka çıkmaktaydı. Ne var ki Planck yaratılıştan tutucu bir kişiydi; kurduğu teorinin sonraki gelişmelerinde ortaya çıkan "aykırılık"ları özellikle nedensellik ilkesinden uzaklaşmayı içine sindirememişti. Öyle kiSchrödinger'e fiziği içine düştüğü bunalımdan kurtaran bir kahraman gözüyle bakıyordu. Fizik dünyası bir ikilemle karşı karşıyaydı. Bir yanda parçacık kavramına dayanan kuvantum mekaniği öte yanda parçacık kavramını hiç değilse dışlayan dalga mekaniği: aynı olgu kümesini açıklamaya yönelik biribirine ters düşen iki teori! Bu arada Bohr'un esnek bir tutum içine girerek iki teoriyi bağdaştırma girişimi de ilginçtir. Belki de atomu ve bileşenlerini ne salt parçacıklar ne de salt dalgasal birimler olarak düşünmek doğruydu. Belki de doğru olan iki teorinin de sınırlı bir geçerliliğe sahip olduğunu söylemekti. Dahası alternatif açıklamalar getirmeleri iki teorinin bağdaşmazlığı anlamına alınmamalıydı. Bohr bu tür olasılıklar üzerinde dururken Heisenberg iki teori arasında bir uzlaşmaya olanak tanımıyordu. Ona göre atomun dalga yapısını gösteren herhangi deneysel bir kanıt yoktu. Gerçi sıradan deneylerimize aykırı düşen elementer parçacıkları somut maddesel değil soyut nesneler olarak algılamak yerinde bir yaklaşımdır. Ancak bu soyut nesnelerin davranışlarını betimlemede birtakım varsayımlara değil ölçülebilir deneysel sonuçlara bağlı kalmak gerekir. Heisenberg önerdiği matris mekaniğin bu nitelikte bir dizge olduğu savındaydı. Belli fiziksel bir olgu ya parçacık ya dadalga kavramıyla açıklanabilirdi ikisiyle birlikte değil! Doğa biribirine ters düşen iki kavrama aynı bağlamda elveren bir çelişki ya da karışıklık içinde olabilir miydi? Sıkıntı bir ölçüde gene Heisenberg'in ortaya koyduğu bir ilkeyle "belirsizlik ilkesi"yle giderilir. Bu ilke belli tanımlar arasındaki bir ilişkinin matematiksel türden dile getirilmesidir. Kasaca şöyle demektedir: belli bir anda konum ve momentin birlikte ölçümünün en az Planck sabiti kadar bir belirsizlik taşıması kaçınılmazdır: . Başka bir deyişle konum ve moment biribirinden bağımsız değişkenler değildir; birini tam belirleme diğerini belirsiz bırakır. Klasik fizikte ölçülen değişkenler Planck sabitine (h) görecel olarak çok büyük olduğundan öyle bir belirsizlik söz konusu değildir. Oysa atom-altı düzeyde önemli bir sayı olan Planck sabiti (h) bildiğimiz anlamda belirleme kesinliğine olanak vermemektedir. Tüm belirlemeler istatistiksel türden ortalamalar olarak yapılabilir. Heisenberg'in belirsizlik ilkesi kuvantum mekaniğinin genel bir dizge niteliği kazanmasında anahtar işlevi görür. Şimdi sorulabilir: Konum ve moment değişkenlerinin eş-zaman ölçümünü olanaksız kılan şey nedir? Bu olayda Planck sabitinin rolü nedir? Daha da önemlisi belirsizlik ilkesi bilgi arayışının sınırlaması anlamına mı gelmektedir? Klasik fizikte konum hız frekans vb. değişkenler üzerindeki deney ve ölçmelerin bu değişkenleri etkilemediği varsayımına dayanılır. Oysa bu varsayım atom-altı düzey için geçerli değildir. Planck sabitinin çok önemli olduğu bu düzeyde deneysel araç ve düzenlemelerin ölçmeye konu bu değişkenleri bir şekilde etkilemesi kaçınılmazdır. Orta-boy düzeyde bu etki önemsizdir. Atom-altı düzeyde ise en küçük etki bile çok önemlidir. Örneğin bu düzeyde fotoğraf çekiminde salınan ışık sonucu büyük ölçüde değiştirilebilir. Bu demektir ki belirleme yöntemimizin etkisi belirlediğimiz nesne veya sürecin ayrılmaz bir parçası olmaktadır. Öyleyse algıladığımız şey algımız dışında salt nesnel bir gerçekliği yansıtmamaktadır. Peki bunun araştırmaya bir sınır koyduğu söylenebilir mi? Bu soruyu yanıtlamak için Heisenberg'in belirsizlik ilkesinin anlamını iyi kavramak gerekir. Atom-altı düzeyde ilişkilerini nedensel olarak belirlemeye çalıştığımız değişkenler (konum momentum vb.) biribiriyle karşılıklı dışlaşma içindedirler. Biri belirlendiğinde diğeri belirsizlik içine düşer. Bu yüzden yetersiz belirlemeyle yetinmek koşuluyla bir tür nedensel bir bağıntı kurulabilir. Bir deneyde konum tam saptanırken bir başka deneyde momentin tam saptanması yoluna gidilebilir. Kuvantum mekanikte olasılıklara yönelik istatistiksel belirleme yöntemi matematiksel sembolizmin özünü oluşturmaktadır. Atom fiziğinde Heisenberg gibi görsel model yaklaşımının karşısına çıkan bir başka genç fizikçi de Paul A.M. Dirac'tı. Heisenberg ile Schrödinger'in biribirinden bağımsız atılımlarına bir üçüncüsünü Dirac ekler. Kuvantum mekanikte klasik mekaniğinin ve p ile simgelediği konum ve momentum nicelikleri yerine frekans çöküşleri konmuştu. Bu teoride bildiğimiz aritmetik kurallarının tersine pxq ile qxp aynı şeyler değildi. Çarpımda çarpan ile çarpılanın sırası sonucu değiştirmekteydi. Dirac başlangıçta hemen herkesi şaşırtan bu terslikte klasik fizik yasalarıyla henüz belirsiz kalan atomik yasalar arasındaki temel farkın ipucunu bulur. Şöyle ki pxq ile qxp çarpımları arasındaki farkı biliyorsak ayrıca bu farkın tüm gözlemlerde değişmediği doğruysa o zaman klasik mekanikteki herhangi bir denklemi atomik bir denkleme kolayca dönüştürebiliriz. Bu temel noktaya parmak basan Dirac aradığı matematiksel aracı "Poisson parantezleri" denen teknikte bulur. Dirac bu tekniği Heisenberg dizgesine uyguladığında beklentisi doğrultusunda pxq ile qxp'nin farkını belirler ve bu farkın değişmezliğini saptar. Böylece Poisson parantezleri tekniği kullanılarak herhangi bir klasik denklemin kuvantum mekaniğine ait eşdeğer bir denkleme dönüştürülebileceği gösterilir. Sonuç klasik mekaniğin yapısal bütünlüğünü kazanan yeni bir mekanik demekti. Dirac'ın ulaştığı bu sonuca çok geçmeden değişik bir yoldan Max Born da ulaşır: Heisenberg ve Schrödinger mekanikleri üzerindeki tartışmalarla çalkalanan fizik dünyası bir üçüncü mekanikle yüzyüze gelir. Ne var ki görünümdeki tüm farklara karşın temelde üç mekanik eşdeğer nitelikteydi. Örneğin Dirac mekaniğinin de paylaştığı Heisenberg çarpım kuralının Schrödinger mekaniğince de içerildiği söylenebilir. Bu yakınlığın Dirac'ın attığı yeni bir adımla daha da pekiştiğini görmekteyiz: Dirac özel relativite kavramlarından yararlanarak Schrödinger dalga denklemini değişik bir biçimde ortaya koymayı başarır. Yeni denklem elektronun "spin" denen bir özellik taşıdığını içeriyordu. Eldeki deneysel veriler de öyle bir özelliğin varlığını kanıtlayıcı nitelikteydi. AncakDirac'ın oluşturduğu relativistik dalga mekaniği önemli bir başka savı daha içeriyordu: elektron ve diğer elementer parçacıkların karşıt bir parçacıkla ikiz bir çift olduğu. Ne var ki "pozitron" denen pozitif elektron ile diğer bazı karşıt parçacıkların kimliği belirleninceye dek Dirac'ın bu hipotezi ciddiye alınmamıştı. Şimdi "kuvantum mekaniği" diye bildiğimiz teori başlangıçta farklı yaklaşımlardan doğan sıraladığımız üç gelişmeyi eşdeğer "versiyon" olarak kapsamında tutmaktadır. Ama hemen belirtmeli ki kuvantum mekaniği ulaştığı ileri gelişmişlik düzeyine karşın bugün de birtakım "kalıtsal" diyebileceğimiz güçlüklerden yeterince arınmış değildir. Giderek yoğunlaşan deneysel çalışmalarla toplanan verilerin daha tutarlı ve kapsamlı bir teori gerektirdiği açıktır. Dirac'ın son konuşmalarından birinde belirttiği üzere o çapta kuramsal bir atılım için yeni bir Heisenberg'in gelmesini bekleyeceğiz. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #16 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Kâtip Çelebi Türk bilim ve fikir adamı (1609-1657). XVII. yy.da yaşamış ünlü Türk bilim ve fikir adamlarından biri olan Kâtip Çelebi Avrupalılarca Hacı Halife (Hacı Kalfa) adıyla bilinir. Asıl adı Mustafa'dır İstanbul'da dünyaya gelen Kâtip Çelebi bir süre medresede okuduktan sonra devlet hizmetine girdi muhasebe servislerinde çalıştı ordu ile birlikte birçok sefere katıldı. On yıl bu şekilde çalıştıktan sonra devlet hizmetinden ayrıldı; bir yandan bilimle uğraşırken bir yandan da devlet büyüklerinin çocuklarına özel ders vererek geçimini sağlamağa çalıştı. Eserleri Kâtip Çelebi Arapça Farsça Latince biliyordu. Ayrıca Fransızca bilen bir dostunun aracılığıyla Fransızca eserlerden de yararlandı. Eserleri kendi devrinden başlayarak birçok yabancı dile çevrildi. En önemli eseri olan Keşfüz-Zünun'u 20 yılda yazdı. 10000 İslâm yazarının 14500 eserini birer birer sayan ve içindekileri açıklayan bu bibliyografya sözlüğü Alman bilgini Flügel tarafından Latince'ye çevrilerek 7 cilt halinde yayımlandı (1835-1858). Eserin bugünkü dille yeni bir çevirisi Milli Eğitim Bakanlığı'nca yayımlanmıştır (1941-1943). Kâtip Çelebi'nin eserlerinin çoğu Keşfüz-Zünun gibi Arapça yazılmıştır. Diğer başlıca eserlerinin adlan ve konulan şöyledir: - Cihannüma Türkçe yazılmış coğrafya kitaplarının en önemlisidir. Batı dillerine de çevrilmiştir. - Fezleke 1592-1654 yıllarını kapsayan çok değerli bir Osmanlı tarihidir; - Tuhfetül-Kibar Türk-Osmanlı denizcilik tarihini anlatan değerli bir eserdir; - Takvimüt-Tevarih başlangıcından 1648 yılına kadar dünya tarihidir; - Mizanül-Hak Kâtip Çelebi'nin son eseridir. Taşıdığı pozitif düşünceler nedeniyle yazıldığı 1656 yılında şiddetli tartışmalara yol açtı. (İngilizce'ye çevrilmiştir.) İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #17 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Cezeri Ünlü mucitlerden biri olan Cezeri Türk’tür. Doğum ve ölüm tarihlerini bilmiyoruz. 12. yüzyılda Diyarbakır’da yaşamıştır. Artuklu Sultanı Sukman bin Artuk’tan ilgi ve destek görmüş ve 1181 yılından itibaren Artuklulara hizmet etmiştir. Cezeri bilim ve teknoloji tarihinde yaptığı olağanüstü buluşlarla ve otomatlarla tanınmaktadır. Bu konuda yazmış olduğu Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar adlı eseri bu alanda yazılmış en ünlü ve en mükemmel kitaptır. Bu kitabın giriş bölümünde kitabı kaleme alış nedenini şöyle anlatır: "Bir gün Sultanın huzurundaydım ve yapmamı emrettiği şeyi getirmiştim... Ne düşündüğümü anladı… Bana şöyle dedi 'eşsiz araçlar yapmış onları gücünle işler duruma getirmişsin. Seni yoran ve kusursuz biçimde inşa ettiğin bu şeyler kaybolup gitmesin. Benim için icat ettiğin bu araçları bir araya toplayan ve her birinden ve resimlerinden seçmeleri kapsayan bir kitap yazmanı istiyorum. Onun önerilerini kabul ettim… Gerekli çalışmayı yapmak üzere gücümü topladım ve bu kitabı kaleme aldım." Cezeri kitabında 50 aracın ayrıntılı tasarımını verir. Bu araçların 6'sı su saati 4'ü mumlu saat 6'sı ibrik 7'si eğlence amaçlı kullanılan çeşitli otomatlar 3'ü abdest almak için kullanılan otomat 4'si kan alma teknesi 6'sı fıskiye 4'ü kendinden ses çıkaran araç 5'i suyu yukarı çıkartan araç 2'si kilit 1'i açıölçer 1'i kayık su saati ve Amid kentinin kapısıdır.Bu araçlar hava boşluk ve denge prensipleri ile çalışıyordu. Hava ve atmosferin özellikleri çok eskiden beri insanların ilgisini çekmiş ve yapılan çalışmalar sonucunda ulaşılan kuramsal bilgiler sayesinde olağanüstü araçlar üretilmiştir. Mekanik araçların inşasında hava ve boşluk kadar denge de temel prensiplerden birini oluşturmuştur. Bu prensipler M.Ö. 3. yüzyıldan beri bilinmekteydi. Yunan Dünyası’nda hava boşluk ve denge prensipleri üzerine Ctesibios (M.Ö. 3. yüzyıl) Philon (M.Ö. 2. yüzyıl) ve Heron (M.Ö. 1. yüzyıl) tarafından çalışmalar yapılmış ve bu çalışmalar sonucunda da çeşitli araçlar geliştirilmiştir. Bunların arasında Archimedes (M.Ö. 287–212)’i de saymak gerekir. Ancak Cezeri sayesinde hava boşluk ve denge konusuna ilişkin kuramsal ve pratik bilgiler doruk noktasına ulaşmıştır. O bu araçları geliştirmekle kalmadı bu araçlarda kullanılan özel parçaları da çok daha dakik ve hassas hâle getirdi. Örneğin; bu tip araçlarda kullanılmak üzere çok hassas kefeler hazırladı. Cezeri'nin yaptığı kefe ortası geniş kenarlarına doğru darlaşan bir yarım kayık kap şeklindeydi. Alt kenarı yakınına açılmış iki delikten bir mil geçiyor ve kefe bu milin üzerinde hareket ediyordu. Kefenin arkası su ile doldurulduğunda dengede kalacak biçimde ağırlaştırılmıştı. Eğer kaba kapasitesinden bir damla daha fazla su ilave edilirse ucu öne doğru eğiliyor ve boşaldıktan sonra denge konumuna geliyordu. Bu derece hassas kefeleri ilk defa Cezeri yapmıştır. Cezeri’nin yaptığı araçlar arasında Fil Su Saati Tavus Kuşlu İbrik Mumlu Saatler Abdest Almak İçin Otomatlar Fıskiyeler Suyu Yukarı çıkaran araçlar bulunmaktadır. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #18 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Samuel Finley Breese Morse Samuel Finley Breese Morse ( 27 Nisan 1791 – 2 Nisan 1872) Amerikan Mucit portre ve tarih sahnesi ressamı. On dokuz yaşında Yale Üniversitesinden mezun oldu. Londra'ya gidip döndükten sonra portre çizimi revaçta olduğu için ağırlığını portreye verdi. Eski Millet Meclisi (The Old House of Represantatives) Louvre Galerisi (The Gallery of The Louvre) Herkülün Sonu (The Dying Hercules) en ünlü tablolarıdır. 1826 senesinde Milli Güzel Sanatlar Akademisinin kurulmasında rol oynadı ve ilk başkanı oldu. 1832 senesinde New York Üniversitesi Resim ve Heykel Bölümü Profesörlüğüne getirildi. Telgraf çalışmalarına başlayınca portre çizimine ara verdi. Morse'un mekanik araştırmalara merakı genç yaşlarında başlamıştır. 1832 senesinde yaptığı okyanus seyahatinde Charles Thomas Jackson'un elektrikle ilgili son gelişmeleri anlatması üzerine New York Üniversitesinde elektromanyetik konularında öğrendikleri konular kafasında elektrikli telgraf fikrini doğurdu. Morse'un elektrikli telgrafı bir elektrik devresinde bobinin bir kolu çekmesi ile rulo kağıdı üzerine izler bırakması esasına dayanıyordu. Kısa ve uzun çekmeler kısa ve uzun izler bırakıyordu. 1835 senesinde başlayan bu çalışmalarına destek bulmak için Avrupa devletlerine başvurularda bulundu. Ancak bir netice elde edemedi. Bunun üzerine arkadaşı Chamberlain'i İstanbul'a gönderdi. Onlar ilme ve ilim adamlarına fevkalade destek veren Osmanlı ülkesinden çok ümitliydiler. Nitekim Chamberlain İstanbul'da büyük bir ilgi ve destek gördü. Fakat elindeki alet henüz pek ilkel bir vaziyetteydi. Bu sebeple aleti Viyana'da iyi bir işçilikle tekrar yapmak ve ondan sonra padişaha takdim etmek üzere geri döndü. Ancak Tuna Nehri yoluyla Viyana'ya hareket eden Chamberlain'in gemisi yolda batarak beş arkadaşı ile birlikte öldü. Böylece Osmanlı Devletinde telgraf kurulması için yapılmak istenen birinci teşebbüs sonuçsuz kalırdı. Morse ilk elektrikli telgraf denemesini 1844 senesinde Washington ile Baltimore arasına 65 kilometrelik bir hat çekimiyle yaptı. Osmanlı Devleti ilk defa 1855 senesinde Kırım Savaşı esnasında Morse telgraf sistemini kullanmıştır. (Bkz. Telgraf) Samuel F. B. Morse coğrafyacı ve papaz Jedidiah Morse ile Elizabeth Ann Breese Morse'un ilk çocukları olarak Massachusetts Charlestown'da doğdu. Daha küçük bir çocukken Phillips Akademisi'ne katıldı daha sonra 14 yaşında yüksekokula başladı. Kendini sanata ve çok tanınan bir Amerikan ressam olan Washington Allston'ın öğrencisi olmaya adadı. Yale Üniversitesi'nde iken Benjamin Silliman ve Jeremiah Day'in elektrik hakkındaki konferanslarına katıldı. Portre resimler yaparak para kazandı. 1810'da Yale Üniversitesi'nden mezun oldu. Morse daha sonra 1811'de Allston'a Avrupa'ya giderken eşlik etti. Morse bir taşı yada mermeri 3 farklı boyutta yontabilen mermer kesme makinesini icat etti. Morse bunun patentini alamadıçünkü 1820'de Thomas Blanchard'ın benzer bir icadı vardı. Morse 1837'de elektrikli telgrafı icat etti. Joseph Henry bugün Princeton Üniversitesi'nde bulunan çalışan ilk prototipi yapmıştı. Henry ayrıca Morse'un O'Reilly'ye karşı dava açmasına rağmen yayınlayamadığı bilimsel dokümanlara da sahipti. Patent denemesi sürecinde Morse'un avukatı Morse'un kendi el yazısıyla yazılmış olan bilimsel dokümanların yakıldığını iddia etti. Joseph Henry zamanının açık kaynaklı teşebbüs sahiplerindendi ve Morse gizlilik avantajlarını elinde bulunduruyordu. 1837'de Morse cihazın patentini aldı. 1832'de Morse elektomanyetik telgraf ve Dr. Charles T. Jackson'la yaptığı telgraf görüşmelerinde kullandığı Morse Kodları olarak bilinen sinyal alfabesi fikirlerini geliştirdi. 1830'da Roma'da öğrenim görürken Danimarkalı/İzlandalı heykeltıraş Bertel Thorvaldsen tarafından eğitildi; Bazen bu iki sanatçı Antik Roma yıkıntılarında yürüyüşe çıkardı. Morse ayrıca Thorvaldsen'in portresini de yaptı. 1835 sonbaharındaMorse hareketli kâğıt şerit üstüne kayıt yapan bir telgraf geliştirdi ve sergiledi. 1836 başlarında Morse kayıt yapan telgrafını Dr. Leonard Gale'e sundu. Aynı yıl topladığı 1496 oyla New York belediye başkanlığı seçimlerinde başarısız oldu. 1836'da Morse çalışan ilk telgraf örneğini bitirdi. Bu telgraf tek elementli bir pil ve basit bir manyetizma kullanıyordu. Bu örnek 13 – 14 metre gibi çok kısa mesafelerde çalışıyordu. 1836 kışında Morse ilk örneğini Leonard Gale'e gösterdi. GaleJoseph Henry'nin elektromanyetik röleler üzerine çalışmalarından haberdardı. Bu bilgilere dayanarak Gale Morse'a birkaç gelişme tavsiyesinde bulundu ve Henry'nin bu gelişmeleri anlatan 1831 tarihli bilimsel yayınlarını okuması için teşvik etti. Bu gelişmelerle birlikte Morse ve Gale 16 kilometrelik bir alandan gelen mesajları kaydedebilecekti. Aynı yılın Eylül ayındaAlfred Vail New York Üniversitesi’nde telgrafın gösteriminde asistanlık yaptı. Vail’in babası iyi bağlantıları olan mucit avukat topluluk lideri ve teknoloji yatırımcısıydı. Morse’un telgraf üstündeki çalışmalarını finanse etti. Telfraf alıcısı 1838’de Morse her harfe bir nümerik kod atanmış olan telgrafik sözlüğünü telgrafik bir şifreyle değiştirdi. Alfred Vail ilk günlerden beri tartışılan bu basit kodların asıl mucididir. Bu konuda ki birçok yazıya göre Vail gerçek mucitti buna karşın Morse ve taraftarları bunun akisini iddia etti. Morse telgrafı 24 Ocak’ta yüksekokullarda sergiledi. Morse elektrikli telgrafın ilk halka açık sunuşunu 8 Şubat 1838’de Philadelphia Pensilvanya’da bulunan Franklin Enstitüsü’nde bir bilim komitesinin karşısında gerçekleştirdi(İlk çalışma tarihi 6 Ocak’tır). Morse 21 Şubat’ta telgrafı başkan Martin Van Buren’e sundu. Kısa bir zaman sonra Birleşik Devletler Ticaret Temsilcileri Komitesi başkanı F.O.J. Smith Maine Morse’un arkadaşı oldu ve Kongrede 30000 Amerikan Dolarını geçmeyen telgraf hattı projesini önerdi. Morse ayrıca bir su kütlesi üstünden demiryolu altından veya iletken herhangi bir şeyden sinyal gönderebilen radyo telgrafın icadına öncülük etti. 1839’da Samuel Morse (Paris’den) Louis Daguerre tarafından Daugerreptype Fotoğrafçılığın ilk Amerikan tanımlamasını yayınladı. Morse Amerikan daugerreptypelara öncülük etti. 24 Mayıs 1844’de Morse Washington D.C.’de bulunan Yüksek Mahkeme binasından Baltimore Maryland’de bulunan asistanı Alfred Vail’e şu telgraf mesajını gönderdi; “What hath God wrought” (İncil’den alıntı Numaralar 23:23). 1850’ler de Morse Kopenhag’a gitti ve heykeltıraşın mezarının da bulunduğu Thorvaldsen müzesini ziyaret etti. Kral VII. Frederick tarafından kabul edildi ve Thorvaldsen’in 1830’da yapmış olduğu portresini vasiyeti gereği kraliyet ailesine bağışladı. Thorvaldsen’in portresi halen Danimarka Kraliçesi II. Margaret’tedir. 1872 yılında 80 yaşında New York 5 West 22. Sokakta ki evinde öldü ve Brooklyn New York’ta bulunan Gren-Wood Mezarlığına gömüldü. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #19 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Alessandro Giuseppe Antonio Anastasio Volta Alessandro Giuseppe Antonio Anastasio Volta (d. 18 Şubat 1745 – ö. 5 Mart 1827). İtalyan fizikçi. right Günümüzden yaklaşık 2.000 yıl önce eski Yunan bilgini Thales bir kumaş parçasını fosil ağaç reçinesinden oluşmuş sarı bir kayaç türü olan kehribara sürterek küçük elektrik kıvılcımları elde etmişti. Ama insanların bu gücü denetim altına alarak düzenli bir elektrik akımı sağlayan pili üretmeyi başarmaları için aradan çok uzun bir zaman geçmesi gerekliydi. 1800'de Alessandro Volta yaptığı ilk pile ilişkin ayrıntıları yayınladı. Volta pili belirli çözeltiler ile metal elektrotlar arasındaki kimyasal tepkimeden yararlanma yoluyla elektrik üretiyordu. John Frederick Daniell (1790-1845) gibi başka bilim adamları elektrot yapımında farklı gereçler kullanarak Volta'nın tasarımını geliştirdiler. Günümüzün pilleri de aynı temel tasarıma dayanmakta ama yapımlarında modern gereçler kullanılmaktadır. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #20 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | İsrail Gelfand Dünyanın önde gelen matematikçilerinden 96 yaşındaki Ukraynalı İsrail Gelfand'ın ABD'de tedavi gördüğü hastanede öldü. Çalışmalarıyla tıbbi görüntüleme cihazlarının geliştirilmesine önemli katkıda bulunan dünyanın önde gelen matematikçilerinden 96 yaşındaki Ukraynalı İsrail Gelfand'ın ABD'de tedavi gördüğü hastanede öldüğü bildirildi. Gelfand'ın oğlu Sergey Gelfand babasının ABD'nin New Jersey eyaletine bağlı New Brunswick kentinde tedavi gördüğü hastanede doğal nedenlerden yaşamını yitirdiğini belirtti. ABD'nin New Jersey eyaletindeki Rutgers Üniversitesinin en seçkin matematik profesörlerinden olan Gelfand yaptığı öncü araştırmalar yetiştirdiği matematikçiler ve uzak bölgelerde yaşayan matematikçilerin kazandırılmasına katkı sağlamak amacıyla Rusya ve ABD'de oluşturduğu mektupla eğitim okullarıyla tanınıyordu. Gelfand ile birlikte çalışan Rutgers Üniversitesinden Profesör Vladimir Retakh ünlü matematikçinin sunum teorisi hakkındaki çalışmasının modern fiziğin temelini oluşturduğunu ve integral geometri konusundaki araştırmasının da tıbbi görüntüleme cihazlarının geliştirilmesinde çok büyük öneme sahip olduğunu belirtti. Hayatı boyunca matematiğin pek çok alanında 30 kitap 800'den fazla makale yazan ve çok sayıda ödül kazanan Gelfand 1978'de Wolf Matematik Ödülü'ne 1989'da Japonya tarafından insanlığa önemli hizmetleri geçmiş kişiler için verilen Kyoto Ödülü'ne ve 2005 yılında Amerikan Matematik Derneğinin hayat boyu elde ettiği başarılar dolayısıyla verdiği Steele Ödülü'ne layık görülmüştü. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| Konuyu yanıtla |
| Yer İmleri |
| Konuyu Okuyanlar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |