WibeForum.Com  




Bilim Adamlarının Hayatları

Bilim İnsanları


Yeni konu aç Konuyu yanıtla
 
Seçenekler Stil
Alt 11 Mart 2026, 03:50   #1
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Bilim Adamlarının Hayatları

Bilim Adamlarının Hayatları Www.WibeForum.Com
Bilim Adamlarının Hayatları
Bilim Adamlarının Hayatları


Alman otomobil tasarımcısı sonraları "böcek" adı altında dünya çapında satış rekorları kıran KdF- Wagen'i (otomobil) 1935'ten itibaren üretmeye başladı. Porsche İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ilk spor otomobili geliştirdi.

Porsche Maffersdorf/Bohemia'da musluk tamircisi bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Boş zamanlarında teknik ve elektrikle uğraştı. Liseyi bitirdikten sonra Viyana'ya giderek Teknik Üniversiteye dinleyici öğrenci olarak yazıldı. İlk işini elektrik motorları üreten bir işletmede buldu.

Otomobil tutkusunun farkına burada vardı. Lohner-Porsche Porsche 1900'daki Paris Fuarı'nda kendi buluşu olan ve dingillerindeki elektrik motorlarıyla çalışan otomobili sergiledi.

Taşıt aracını Viyana saray arabaları yapımcısı Lohner şirketinin elemanı olarak yaptığı için bu yeni otomobil Lohner-Porsche olarak tanındı. Bunun hemen ardından düşüncesini daha da geliştirerek elektrik motorlarını bir benzin motoru aracılığıyla besledi. Bu yeni tahrik biçimiyle şanzıman dişlisine gerek kalmıyordu.

Porsche teknik müdür olarak Viyana Neustadt'taki Austro-Daimler şirketine geçti. Burada tanınmış bir uzun mesafe yarışı olan Prinz-Heinrich-Fahrt için yaptığı otomobille yarışı bizzat kazandı.

Porsche ayrıca uçak motorları ve Birinci Dünya Savaşı'nda topları taşıyan çekici araç tasarımcısı olarak kendisine bir isim yaptıktan sonra savaşın ardından tasarladığı iki binek otomobiliyle Austro-Daimler'deki son başarılarına imza attı. 1923'te firmanın Stuttgart'taki merkezine teknik müdür ve tasarımcı olarak geçti. Avusturya'daki Steyr şirketinde kısa bir süre (1928-30) çalıştıktan sonra 55 yaşında bağımsızlığı seçti.

Kendi Şirketi Uluslararası bir şöhrete sahip olan Porsche yorulmak bilmeksizin daha başka teknik yenilikler de geliştirdi ve çeşitli firmalar için komple yeni otomobiller tasarladı.

Esnekliği dolayısıyla yüklenme halinde dönebilen bir amortisör elemanı olan döner çubuk yaylanıcısını (süspansiyonunu) buldu. Sıkışık parasal durumunu ardından gelen yıllarda Nasyonal Sosyalist rejimin önemli bir taşıt aracı danışmanı olarak düzeltti. İyi kişisel ilişkilerinin ve ortak çıkarlarının bulunduğu Hitler'in buyruğuyla Porsche geniş halk kitlelerinin satın alabilecekleri sağlam bir otomobil tasarımına başladı.

Hitler'in diğer koşulları şunlardı: Saatte 100 kilometrelik hız 4-5 kişilik yer100 kilometrede en fazla 8 litrelik benzin tüketimi 1.000 RM'nin (Reichsmark) altında satış fiyatı. 1936'da 4 silindirli Boxer motorlu 22 beygir güçlü ve 984 cc hacimli ilk 3 test otomobili hazırdı.

Sonradan "Volkswagen" (böcek) olarak adlandırılan hava soğutmalı otomobil önce Alman İşçi Birliği çerçevesindeki Nasyonal Sosyalist Yardım Kuruluşu "Kraft durch Freude"den (Neşeden güç doğar) esinlenerek "KdF-Wagen" olarak piyasaya çıktı. Porsche genelde bu otomobilin mucidi olarak kabul edildiği halde asıl konstrüksiyon planları tasarımını 1925'ten itibaren geliştiren ve Porsche'ye 1932'de bunları boş yere öneren Çekoslavakya'lı Bela Barenyi'ye aitti.

Savaş İçin Tasarımlar 1937'de NSDAP'ye (Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi) giren Porsche bir yıl sonra SS'e de katıldı. Buna karşın yalnız işini düşünen ve politikayla ilgisi olmayan bir insan olarak tanındı. Basit bir tasarımcıyken Wolfsburg'daki Volkswagen AG'nin kurucusu ve yöneticisi oldu. Porsche burada "böcek"in seri üretimine başladı.

Yeni teknik gelişmelere tutkun olan Porsche İkinci Dünya Savaşı'nda askeri araç üretimine ağırlık verdi. Alman Devleti'nin en büyük ulusal onur madalyasını aldıktan sonra "profesör" ünvanını kullanabilen zırhlı araç tasarımcısı olarak ön plana geçti. Ayrıca Volkswagen'i askeri amaçla cip ve yüzer araç haline getirdi. Porsche'nin işletmesi savaşın bitmesine bir yıl kala Gmünd/ Karnten'e nakledildi.


Almanya'nın teslim oluşundan sonra tutuklanan Porsche bir Fransız cezaevinde kaldı. 1947'de kefaletle serbest bırakıldı. Bundan böyle oğlu Ferry'nin yönetimi altında onarım işleri ve yedek parça üretimiyle ayakta kalmaya çalışan Karnten'deki fabrikasına kendini adadı.

1948'de kendi adı altında tanınan 40 beygir gücündeki bir VW motoruyla donatılmış olan ilk spor arabasını piyasaya çıkarttı. İşletmesi 1950'de tekrar Stuttgart'a nakledildi ve Porsche burada 75 yaşında öldü




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Alt 11 Mart 2026, 03:51   #2
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Yanıt: Bilim Adamlarının Hayatları

Samuel Colt

Samuel Colt (19 Temmuz 1814 Hartford Connecticut - 10 Ocak 1862 Hartford Connecticut) ABD'li kaşif ve sanayici. Tek dolumla çok sayıda kurşun atabilen altıpatlar cinsi tabancayı keşfederek silah sanayiinde çığır açmış ve silah kullanımını yaygınlaştırmıştır.

İçerik gizlenmiştir.

İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.
Giriş Yap Kayıt Ol




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Alt 11 Mart 2026, 03:51   #3
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Yanıt: Bilim Adamlarının Hayatları

Joseph Meister

Joseph Meister (d. 21 Şubat 1876 - ö. 16 Haziran 1940) Louis Pasteur tarafından kuduz aşısı olan ilk kişidir.

Meister 1885 yılında henüz dokuz yaşında iken bir kuduz köpek tarafından ısırıldı. Anne ve babası çocuğu Louis Pasteur'e getirdiler. Pasteur daha önce insan üzerinde hiç denenmemiş olan kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt etti. Bunu ancak kendisine gelen iki doktorun çocuğun kuduzdan her durumda öleceğini ve başarılı olursa ilacın kuduza bir çare olabileceğini söylemesinden sonra denemeye karar verdi.

Pasteur kuduz virüsü tavşanlarda yetiştirilen ve kurutma zayıflamış olan çocuk tedavisi için kararlıydı. Daha önce köpekler üzerinde bir tedavi denemişti. Tedavi başarılı oldu ve Meister kuduz olmadı.

Meister Paris'in Nazi işgali sırasında tabancasıyla kendini vurarak 64 yaşında intihar etti. Ölümüne kadar Pasteur Enstitüsü'nde bir kapıcı olarak görev yaptı.

İçerik gizlenmiştir.

İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.
Giriş Yap Kayıt Ol




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Alt 11 Mart 2026, 03:51   #4
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Yanıt: Bilim Adamlarının Hayatları

Alessandro Volta

Alessandro Giuseppe Antonio Anastasio Volta (d. 18 Şubat 1745 – ö. 5 Mart 1827) Rus asıllı İtalyan fizikçi.
Günümüzden yaklaşık 2.000 yıl önce eski Yunan bilgini Thales bir kumaş parçasını fosil ağaç reçinesinden oluşmuş sarı bir kayaç türü olan kehribara sürterek küçük elektrik kıvılcımları elde etmişti. Ama insanların bu gücü denetim altına alarakdüzenli bir elektrik akımı sağlayan pili üretmeyi başarmaları için aradan çok uzun bir zaman geçmesi gerekliydi.
1800'de Alessandro Volta yaptığı ilk pile ilişkin ayrıntıları yayınladı. Volta pili belirli çözeltiler ile metal elektrotlar arasındaki kimyasal tepkimeden yararlanma yoluyla elektrik üretiyordu. John Frederick Daniell (1790-1845) gibi başka bilim adamlarıelektrot yapımında farklı gereçler kullanarak Volta'nın tasarımını geliştirdiler. Günümüzün pilleri de aynı temel tasarıma dayanmakta ama yapımlarında modern gereçler kullanılmaktadır.
Ayrıca sınır bilimle (görünmezlik ışınlanma vb.) ilgili çalışmaları vardır.

İçerik gizlenmiştir.

İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.
Giriş Yap Kayıt Ol




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Alt 11 Mart 2026, 03:52   #5
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Yanıt: Bilim Adamlarının Hayatları

Nıkola Tesla

"Nikola Tesla" adı size bir şey hatırlatıyor mu? Tanıdık geliyor mu bir yerlerden? Eminim ki Tesla'nın adını duyan Türk vatandaşlarının sayısı pek azdır...

Nikola Tesla bir takım çevrelerce bilim dünyasından adeta silinmeye çalışılan büyük bir isim. Tesla o kadar çok ve önemli bilimsel gelişmeye imza atmış bir şahsiyet ki kendisi ancak Edison ile kıyaslanabilir. Hatta ondan bile daha önemli işler yaptığını söylemek asla yanlış olmayacaktır.

Nikola Tesla 1856 yılında Hırvatistan'da dünyaya geldi. İnanılmaz bir hafızası vardı. Altı dili çok rahat konuşabiliyordu. Gratz'daki Bilim Enstitüsü'nde 4 sene Matematik Fizik ve Mekanik okudu. Ama onun esas ilgi alanı elektrik oldu. O dönemlerde elektrik henüz emekleme dönemini yaşayan çok yeni bir bilim dalı durumundaydı. Akkor telli ampul daha icat edilmemişti bile.

Tesla 1884 yılında ABD'ye geldi. Cebindeki tavsiye mektubunun yardımı ile mucit Thomas Edison'un yanında çalışmaya başladı. Edison o günlerde akkor telli ampulü yeni icat etmişti ve elektriğin aktarılması konusunda bir sistem geliştirmeye çalışıyordu. Edison bu noktada doğru akıma (DC) güveniyordu. Ancak DC o kadar çok sorun çıkarıyordu ki bir türlü istediği sonuçları elde edemiyordu.

Bir gün Tesla'yı yanına çağırdı ve sistemdeki sorunları çözerse kendisine büyük bir maddi ödül vereceğini söyledi. TeslaEdison'u o günün parası ile 100000 bugünün parasıyla milyonlarca Dolarlık bir masraftan kurtararak sistemdeki aksaklıkları giderdi. Ama Edison vaadettiği ödülü vermedi. Tesla bu durum üzerine Edison'un laboratuarındaki görevinden istifa etti. Edison sözünden dönmekle kalmadı bir de Tesla'nın bundan sonraki bilimsel kariyerini kötülemeye onu aşağılamaya başladı. Bugün Tesla'nın bu kadar az bilinen bir isim olmasının altında Edison'un bu çabalarının büyük payı vardır.

Tesla elektriğin taşınması için Edison'unkinden çok daha iyi bir sistem geliştirdi. Sistemde DC yerine alternatif akım (AC) kullandı. Tesla'nın geliştirdiği transformatörler vasıtası ile elektriği ince kablolar üzerinden uzak mesafelere kayıpsız taşımak mümkündü artık. Oysa DC temeline dayanan aktarım sisteminde her bir mil kare için büyük bir elektrik santrali kurmak ve çok kalın kablolar kullanmak gerekiyordu.

Ancak taşınacak elektriği kullanacak cihazlar olmadan bu sistemin herhangi bir pratik anlamı yoktu.

Tesla bundan sonra elektrikle çalışan motorlar yapmaya başladı. 19uncu Yüzyıl'ın sonlarında hiçbir bilim adamı AC kullanan motorların gerçek olabileceğine ihtimal vermiyordu. Saniyede altmış kere yön değiştiren bir akımla çalışan motorun bir ileri bir geri gideceğini ve sonuç olarak hiçbir yere gidemeyeceğini düşünüyorlardı. Tesla böyle düşünenleri yanıltarak ilk AC elektrik motorunu icat etti.

Tesla'nın en önemli özelliklerinden biri oturup şöyle ya da böyle bir cihaz ya da sistem geliştireceğini söylemesi sonra da bunu gerçekten de aynen dediği gibi yapmasıydı.

Bir keresinde Edison'un çalışma yöntemleri hakkında şöyle konuşmuştu: "Edison bir samanlıkta kayıp bir iğneyi bulmak durumunda olsa bir balarısı çalışkanlığı ile tüm samanların altına tek tek bakarak söz konusu iğneyi bulmaya çalışır. Ben bilimsel çalışmalarında buna sık sık tanık olurdum. Oysa biraz teorik çalışma biraz da hesaplama yapmak suretiyle harcadığı vakit ve emeğin yüzde doksanından tasarruf edebilirdi."

Tesla öyle büyük bir bilim adamı idi ki daha dünya fluoresan ampulle tanışmadan 40 sene önce kendi laboratuarını fluoresan ampullerle aydınlatıyordu. Çeşitli dünya fuarlarında ve sergilerde cam tüpleri alıp ünlü bilim adamlarının adını oluşturan ampuller yapıyordu. Günümüzdeki neon ampullerin ilk örnekleriydi bunlar.

Tesla dünyanın ilk hidroelektrik santralinin de mucidiydi. Niagara Şelalesi'nin üzerinde kurulu olan ilk hidroelektrik santral"Tesla" imzasını taşıyordu.

Otomobillerde kullanılan ilk hızölçeri de Tesla icat etti.

Bu arada AC konusundaki başarıları George Westinghouse adındaki bir girişimcinin kulağına gitmişti. Westinghouse Tesla ile bir sözleşme imzaladı. Sözleşmeye göre Westinghouse sattığı her bir kilovat AC elektrik için Tesla'ya 2.50 Dolar verecekti. Tesla bir anda tasarladığı ama parasızlık nedeniyle gerçekleştiremediği çalışmaları için nakit paraya kavuşmuştu.

Ancak Edison da DC sistemi için büyük yatırımlar yapmıştı. Tesla'nın AC sistemini yerden yere vurmak konusunda her vesileyi ustalıkla değerlendiriyordu. AC'nin DC'ye oranla çok tehlikeli olduğunu iddia ediyordu. Tesla bu karalama kampanyasına karşı kendi pazarlama kampanyasını başlattı. 1893'te Chicago'da düzenlenen Dünya Fuarı'nda (fuarı 21 milyon kişi ziyaret etmişti) AC'nin ne kadar güvenli olduğunu göstermek içinden vücudundan geçirdiği elektrik ile çok sayıda ampul yaktı. Daha sonra kendi adını verdiği bobinleri kullanarak şimşek yaratıp bunları izleyicilerin üzerine fırlattı. Tabii ki kimseye bir şeycikler olmadı.

Tesla'nın Westinghouse'dan alacağı ücretin 1 milyon Dolar'ı geçmesi Westinghouse'ı malî sorunlarla yüz yüze getirdi. Tesla sözleşmesi geçerli olduğu sürece Westinghouse'un iflas edebileceğini idrak ederek sözleşmesini yırtıp attı. Çünkü onun en büyük amacı insanlara ucuz AC elektrik verebilmekti. Dünyanın ilk milyarderi olmaktansa patentleri karşılığında kendisine ödenen 216600 Dolar'a razı oldu.

1898 yılında Madison Square Garden'da hazır bulunan izleyicilere ilk uzaktan kumandalı tekneyi tanıştırdı.

Tesla halka ucuzdan da öte bedava elektrik enerjisi temin etme hayalleri kurmaya başlamıştı. 1900'de yatırımcı J.P. Morgan'ın 150000 Dolar'lık malî desteği ile Long Island'da "Kablosuz Yayın Sistemi"ni kurdu. Bu yayın kulesi dünyanın ilk telefon ve telgraf hizmeti verecek aynı zamanda dünyaya resim borsa haberleri ve hava durumu yayını yapacak bir tasarımdı. Morgan bunun gerçek anlamda "bedava enerji" olduğunu anlayınca desteğini çekti. Morgan'ın desteğini çekmesi Tesla'yı finansal sorunlar içine sürükledi. Kule hurda fiyatına alacaklılara satıldı. Dünya Tesla'nın çatlak olduğunu düşünmeye başlamıştı. O dönemde sesin resimlerin ve elektriğin bu şekilde yayılması duyulmuş şey değildi çünkü.

Oysa insanların bilmediği bir şey vardı. Tesla'nın Marconi'nin "radyoyu icat ettim" diye ortaya çıkmasından 10 sene önce radyonun temel çalışma prensiplerini ortaya koymuş olduğuydu. Aslında 1943 yılında yani Tesla'nın öldüğü sene ABD Yüksek Mahkemesi Marconi'nin patentlerini Tesla'nın bu konuda daha önce gerçekleştirdiği çalışmalar nedeniyle iptal etti. Ancak bu konu neredeyse hasır altı edildi ve hemen hemen hiçbir zaman gündeme getirilmedi. Halâ bir çok başvuru kaynağında Marconi radyonun babası olarak gösterilirken Tesla'nın adından hiç söz edilmez. Şunu da belirtmekte fayda var: Marconi'nin radyosu ses iletmiyor sadece sinyal yayabiliyordu. Oysa bu Tesla'nın Marconi'den seneler önce gerçekleştirdiği bir şeydi.

İşte bu noktada basın Tesla'nın iddialarını abartmaya başladı. Güya Tesla Mars'tan ve Venüs'ten sinyaller aldığını söylemişti. Bugün biliyoruz ki Tesla gerçekten de uzak birtakım yıldızlardan sinyaller almıştı. Ama o yıllarda uzay hakkında pek az şey biliniyordu. Basın bilir bilmez Tesla'nın bazı iddialarını bire bin katarak kamuoyunun gündemine getiriyordu. Uzaylılarla konuştuğunu söyleyenler bile vardı.

Manhattan'daki laboratuarında çalışmalarını sürdüren Tesla dünyayı radyolardaki istasyon arama düğmesine benzer dev bir ayar düğmesi haline getirmeyi başarmıştı. Ayrıca yeryüzü ile aynı frekansta titreşim üretmeye yarayacak buhar gücü ile işleyen bir titreşim cihazı yapmıştı. Sonuçta ne mi oldu? Yakın çevredeki bütün apartmanları sarsan şiddetli bir deprem meydana getirdi. Binalar zangır zangır sarsıldı camlar kırıldı boya ve sıvalar duvarlardan döküldü. Tesla'nın hesaplarına göre aynı sistemle Empire State binasını yok etmek hatta dünyayı ortasından ikiye ayırmak da pekala mümkündü. Teslabilim dünyanın rezonans frekanslarını hesaplamadan 60 sene önce bu işi yapmıştı. Tesla'nın dünyayı ikiye ayırmak konusunda deney yapmadığını düşünenler varsa hemen söyleyelim ki yanılıyorlar.

1899'da Colorado Springs'teki laboratuarında buna benzer bir girişimde bulundu. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna gidip sonra da kaynağına geri dönecek enerji dalgaları gönderdi. Dalgalar geri geldiğinde bu dalgalara bir miktar elektrik daha yükleyerek bir daha gönderdi. Sonuçta insan elinden çıkan en büyük şimşek yaratılmış oldu. Tam 40 metrelik dev bir şimşekti Tesla'nın bu deney sonucunda elde ettiği rekor hala kırılamamıştır. Şimşeğin gürültüsü 35 km. mesafeden işitildi. Laboratuvarın etrafındaki alan garip bir mavi ışıkla kaplandı. Ama bütün bunlar Tesla'nın esas gösterisi öncesinde yaptığı ısınma çalışmaları gibiydi. Ne yazık ki laboratuvarında deneylere devam ederken kendine ait elektrik santralinin donanımını havaya uçurdu ve bir daha da onarması mümkün olmadı.

1. Dünya Savaşı'nda ABD devleti Alman denizaltılarını tespit edecek bir sistem geliştirme çabasına girmişti ve bunun için Edison'dan yardım istemişti. Tesla'nın bu konudaki önerisi enerji dalgaları kullanmak oldu. Bugün bu sisteme radar demekteyiz. Edison Tesla'nın önerisini doğal olarak reddetti. Çok saçma bir öneriydi ona göre bu öneri. Dünya bu nedenle radarın icadını 25 sene beklemek zorunda kaldı.


İçerik gizlenmiştir.

İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.
Giriş Yap Kayıt Ol




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Alt 11 Mart 2026, 03:52   #6
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Yanıt: Bilim Adamlarının Hayatları

Tesla'nın başarıları karşısında elde ettiği ödül neydi dersiniz? Edison Madalyası!.. Edison tarafından sürekli eleştirilen birine bundan daha kötü bir ödül olamazdı. Sanayi dünyasının onu bilim literatüründen silme çabası işe yaradı. Yaklaşık 20 sene tecrit edilmiş bir yaşam sürdü ve modern dünyanın kurucularından Nicola Tesla 7 Ocak 1943'te 86 yaşında neredeyse beş parasız bir şekilde öldü. Teorilerini deneyecek mali kaynaklardan yoksun olduğu için sadece not tutabiliyordu. Arkasında tonlarca not defteri bıraktı. Bu defterler FBI tarafından hasıraltı edildi. Gün ışığına çıkarılmadı.

Ömrü boyunca 800 icadın patentini aldı. Eğer mali destekten yoksun kalmasaydı Edison'un rekorunu rahatlıkla kırabilecek bir insandı. Hayatının son 30 senesinde pek az patent alabildi. Dünya ne yazık ki Tesla'nın dehasına sahip insanları mali açıdan ödüllendirmeyi pek sevmiyor. Ödüllendirilenler sadece orijinal fikirleri alıp bu fikirleri üretime dönüştürüp satanların oluyor.

İçerik gizlenmiştir.

İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.
Giriş Yap Kayıt Ol




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Alt 11 Mart 2026, 03:52   #7
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Yanıt: Bilim Adamlarının Hayatları

Louis Pasteur

Fransız mikrobiyolog ve kimyager
Doğum 27 Aralık 1822
Fransa / Dole
Ölüm 28 Eylül 1895
Fransa / Saint-Cloud

Louis Pasteur (Lui Pastör) (d. 27 Aralık 1822 Dole Fransa - ö. 28 Eylül 1895 Saint-Cloud Fransa) Fransız mikrobiyolog ve kimyager.
Konu başlıkları
[gizle]

1 Hayatı
2 Kişilik
3 Pastörizasyon
4 Kuduz Aşısı
5 Dış bağlantılar

Hayatı [değiştir]

1822 yılında Fransa'nın Dole şehrinde doğdu. 1846'da École Normale Supérieure'ün fen bölümünü bitirdi. 1847'de fizik ve kimya dalında doktora derecesini alan Pasteur bu yıllarda izomerlik kristal yapı ve optik etkinlik konularındaki çalışmalarıyla adını duyurmayı başardı. 1848'de Strasbourg Fen Fakültesi'nde yardımcı kimya profesörlüğüne yükseltildi. 1854'te Lille Fen Fakültesi'nde kimya profesörlüğüne ve Ecole Normale'de kurulmasını istediği araştırma laboratuarının yöneticiliğine getirildi. Bu laboratuarda 1871'de şarbon tavuk kolerası ve kuduz gibi virütik hastalıklar bağışıklık mekanizması ve aşı hazırlama teknikleri üzerinde çalışmaya başlayan Pasteur kuduz köpekler üzerindeki incelemelerini daha güvenli bir ortamda yapabilmek için 1885'te eski bir imparatorluk şatosunu amaca uygun olarak düzenleyerek Pasteur Enstitüsü'nün çekirdeğini oluşturdu.

Pasteur Strasberg'li Marie Laurent ile evlendi. Marie'nin eşini araştırmalarını her şeyin üstünde tutması için özendirmesi sayesinde Pasteur laboratuar çalışmaları üzerinde yoğunlaşabiliyor ve işine gereken zamanı ve önemi verebiliyordu. 1895 yılında Fransa'da öldü.

Louis Pasteur

Pasteur kimyager ve daha sonra bakteriyolog olarak görev yaptığı süre boyunca tıbbın ilerlemesine büyük katkılarda bulundu. Tıp doktoru olmadığı için 1800'lü yılların doktorları teorilerine karşı çıktılar. Pasteur buna rağmen çalışmalarını sürdürdü. Pasteur'ün bakterilerin ya da mikropların gerçekten var olduklarına ve bunların hastalıklara yol açabileceğine olan inancı tamdı. Kendi bildiği yöntemle yaptığı işe ve kendine inancını sürdürerek araştırmalarına devam etti.

Pasteur kendine inanan başkalarının söyledikleriyle değil kendi doğrularıyla yaşayan ve sezgilerine güvenen bir bilim insanıydı. 1895 yılında hayata gözlerini yumduğu güne kadar son derece alçak gönüllü gösterişsiz ve sade bir yaşam sürdürdü. Yaşlılık yıllarında insanların ona gösterdikleri büyük saygı karşısında şaşkınlığa düşer ve bunu pek komik bulurdu.

Londra'da uluslararası bir tıp kongresinde kongre salonuna girdikten kısa bir süre sonra Pasteur kürsüye davet edildi. Pasteur'ün yüzünde hayal kırıklığına uğramış gibi bir ifade belirdi. Pasteur İngiltere veliaht (kral adayı) Prens'i buraya geliyor olsa gerek" dedi. "Keşke dışarda dursaydık. Gelişini de izleyebilirdik böylece." Bu içten sözler herkesi çok duygulandırmıştı. Kongre başkanı Pasteur'e "Hayır Bay Pasteur" dedi. "Gelen sizsiniz. Herkesin takdir ettiği ayakta alkışladığı insan sizsiniz."

Pastörizasyon

Pasteur'ün özellikle mayalanma olayında ve bulaşıcı hastalıklarda mikroorganizmaların sorumlu olduğunu kanıtlaması kendiliğinden türeme teorisini çürütmesi şarap bira süt meyve suyu gibi mayalanabilir sıvıların uzun süre bozulmadan saklanabilmelerini sağlayan "pastörizasyon" adlı konserve yönteminin gelişmesini sağladı.

Bu yöntemde sütü 63 °C'de otuz dakika süreyle ısıtmak ve sonra hızlı bir biçimde soğuttuktan sonra sütü kapalı ve sterilize edilmiş şişelere koymak gerekiyordu. Buna benzer bir yöntem (UHT) sütü mikroplardan arındırmak için günümüzde de kullanılmaktadır.

Kuduz Aşısı

Joseph Meister adlı bir çocuk kuduz bir köpek tarafından on dört yerinden ısırıldığında anne ve babası çocuğu Louis Pasteur'e getirdiler. Bu bilim insanı daha önce sadece hayvanların üzerinde denemiş olan kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt etti. Pasteur bunu ancak kendisine gelen iki doktorun çocuğun kuduz hastalığından her durumda öleceğini ve başarılı olursa yöntemin kuduz hastalığına bir çare olabileceğini söylemesinden sonra denemeye karar verdi. Aşının başarılı olması bu öldürücü hastalığın önlenmesi ve aşıların geliştirilmesi için büyük bir adım oldu.

İçerik gizlenmiştir.

İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.
Giriş Yap Kayıt Ol




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Alt 11 Mart 2026, 03:53   #8
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Yanıt: Bilim Adamlarının Hayatları

Carl Friedrich Gauss

Fakir bir Alman ailenin çocuğu olan ve "Matematiğin Prensi" olarak anılan Gauss'un (1777-1855) dehası çok erken yaşlarda kendini göstermiş ve konuşmayı öğrenmeden önce toplama ve çıkarma yapmayı öğrenmiştir.

Güç koşullar altında sürdürdüğü eğitimini 14 yaşındayken bir asilin sağladığı destekle güvence altına alabilmiştir. 16 yaşında Eukleides Geometrisi'nin alternatifi olacak yeni bir geometri tasarlamış ve 18 yaşındayken Lagrange ve Newton'un eserlerini incelemiştir.

Üniversitede öğrenciyken sadece pergel ve cetvel kullanarak 17 kenarlı düzgün bir çokgenin çizilmesi metodunu bulmuştur. Bu buluşundan çok mutlu olmuş ve mezarının üzerine bu çokgenin oyulmasını istemiştir. Archimedes tarafından başlatılan bu geleneğin birçok matematikçiyi etkilediği anlaşılmaktadır.

Sayılar teorisi üzerine yazmış olduğu ilk büyük eseri "Disquistiones Arithmeticae" (Aritmetik Araştırmaları) ona şimdiki ününü kazandırmıştır. Eseri okuyan Lagrange Gauss'a şunları yazmıştır: "Eseriniz sizi bir anda birinci sınıf matematikçiler arasına yükseltmiştir. Uzun zamandan beri yapılmış en güzel analitik keşfi ihtiva eden son bölümü çok önemli kabul ediyorum."

Gauss'un bu yapıtı modern sayılar teorisine temel olmuştur. Ona göre sayılar teorisi çok önemlidir: "Matematikbilimlerin kraliçesi olduğu gibi sayılar teorisi de matematiğin kraliçesidir." Yeni yüzyılın ilk gününde (1 Ocak 1801) Ceres adı verilen gezegenciğin bulunması Gauss'un astronomiye ilgisini uyandırmıştır; az sayıda gözlemden yararlanarak bu gezegenciğin yörüngesini hesaplama sorununu Gauss 8. dereceden bir denklem yardımıyla çözmüştür.

1802'de bulunan diğer bir gezegencik olan Pallas ile de ilgilenmiştir. İkinci eseri bu iki gezegenciğin hareketleriyle ilgilidir. 1821 yılında Gauss resmi bir jeodezi araştırmasına bilim danışmanı olmuş ve bu görevi ona yüzeyler ve haritacılıkla ilgili yeni teoriler ilham etmiştir.

Yıllar geçtikçe Gauss'un ilgisi matematiksel fiziğe ve karmaşık geometri araştırmalarına yönelmiştir. Bu dönemde Yer'in magnetik alanı üzerine deneysel çalışmalar yapmış ve uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak etkileyen kuvvetler kuramını ileri sürmüştür.

1833 yılında Weber ile birlikte bir elektrik telgrafı kurmuş ve bununla düzenli mesajlar göndermiştir. Onun elektromagnetizm ile ilgili araştırmalarının 19. yüzyılda fizik biliminin gelişmesine büyük katkısı olmuştur.

Günlüklerinin ve mektuplarının ortaya çıkması bazı önemli düşüncelerini kendisine saklamış olduğunu göstermiştir; bu belgelerden Gauss'un 1800 gibi erken bir tarihte eliptik fonksiyonları keşfetmiş olduğu ve 1816'da Eukleides-dışı geometriyi bildiği anlaşılmaktadır. Eukleidesçi uzay kavramının apriori (önsel) olduğunu savunan Kant'ın isabetliliğinden kuşkulanmış ve uzayın gerçek geometrisinin ancak deneyle bulunabileceğini düşünmüştür.

Gauss sadece bilimsel konularla ilgilenmemiştir; Avrupa edebiyatı Yunan ve Roma klâsikleri Dünya politikası botanik ve mineroloji gibi konular da ilgi alanına girmektedir. Ana dili Almanca ile birlikte Latince İngilizce Danimarkaca ve Fransızca okuyabildiği ve yazabildiği bilinmektedir; 62 yaşında bu dillere Rusça'yı da eklemeye karar vermiş ve iki yıl içinde bu dili de öğrenmiştir.

İçerik gizlenmiştir.

İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.
Giriş Yap Kayıt Ol




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Alt 11 Mart 2026, 03:53   #9
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Yanıt: Bilim Adamlarının Hayatları

Nicolaus Copernicus

Nicolaus Copernicus 1473 yılında Torun'da doğmuştur. Cracow Bologna Padua ve Ferrara üniversitelerinde teoloji hukuk ve tıp öğrenimi görmüş eğitimini tamamladıktan sonra Frauenburg Katedrali'ne papaz olarak atanmıştır. Ancak Copernicus öncelikle astronomiye ilgi duymuştur; üniversite yıllarında İtalya'nın ünlü astronomlarıyla tanışmış ve onlardan almış olduğu derslerle bu alandaki bilgisini geliştirme olanağı bulmuştur.

Copernicus Güneş merkezli gök sisteminin kurucusudur; Güneş'in evrenin merkezinde bulunduğunu ve Yer'in bir gezegen gibi Güneş'in çevresinde dolandığını savunan bu sistemi 1543 yılında basılan Gök Kürelerinin Hareketi adlı ünlü kitabında bütün yönleriyle açıklamıştır. Bu yapıt iki ana bölümden oluşur. Birinci bölümde sistemin ana hatları tanıtılmış ve ikinci bölümde ise ayrıntılara inilmiştir.

Copernicus sisteminde merkezde Güneş bulunur ve sırasıyla Merkür Venüs Yer Mars Jüpiter ve Satürn gezegenleri Güneş'in çevresinde dairesel yörüngeler üzerinde sabit hızlarla dolanırlar; Ay bir gezegen değil Yer'in çevresinde devinen bir uydudur. Satürn gezegeninden sonrabütün gezegenleri kuşatan ve hareketsiz olan sabit yıldızlar küresi gelir. Gece ve gündüzler Yer'in ekseni etrafındaki dönüşlerinden mevsimler ise Yer'in Güneş çevresindeki dolanımlarından meydana gelir.

Gök Kürelerinin Hareketi'nin yayınlanması Avrupa'da büyük bir heyecan yaratmamış astronomlar da dahil olmak üzere pek az kişi bu yapıtın değerini kavramıştır. Genellikle kitapta tasvir edilen sistem gezegen kataloglarının hazırlanmasına yardımcı olacak yeni bir yöntem olarak benimsenmiştir.

Erasmus Reinhold (1511-1553) 1524'de yani daha Copernicus'un yapıtı basılmadan önce Güneş merkezli sistemi yeni bir çağın başlangıcı olarak karşılamış ve hemen bu sistemi temele alan ve Tabulae Prutenica olarak tanınan bir gezegen katalogu hazırlamıştı. Bu katalog o dönemde kullanılmakta olan Alfons kataloglarına göre daha başarılı sayılsa da umulanı verememişti.

Bazı astronomlar ise Copernicus'tan çok daha ileri gitmişlerdi. Battista Benedetti (1530-1590) gezegenlerin meskun olabileceğini söylüyordu. Giordano Bruno (1548-1600) ise Güneş'in rotasyon hareketi yaptığını kutuplarda basık olduğunu sabit yıldızların birer Güneş olabileceğinievrenin sonsuz olduğunu ileri sürmüştü; bilindiği gibi sonradan bu görüşlerin çoğu doğrulanacaktı. Ancak Bruno Aristoteles ve Batlamyus kozmolojisine dayanan kilise öğretisine karşı geldiği için dinsizlikle suçlandı ve 1600 yılında bu görüşlerinden ötürü yakıldı.

Dini çevreler Copernicus'u hoşgörü ile karşılamıyorlardı. En sert tepkiler Protestanlardan gelmişti; Papa'yı İncil'e sadakat göstermemekle suçluyorlardı. Bunların başında Luther ve Melanchton geliyordu. Böyle bir ortam Copernicus ile İncil'i uzlaştırma çabalarına yol açtı. Bir İspanyol İncil'deki şu cümleye dayanarak Yer'in hareketini kabul etmişti: "Kim Yer'i yerinden oynattı ve bunun etkisiyle sütunlar sarsıldı."

Bruno'nun yakılmış ve Galilei'nin engizisyon tarafından cezalandırılmış olmasının etkisi çok büyük olmuştu. Nitekim Pierre Gassendi kutsal kitapla uyuşmuş olsaydı Copernicus sistemini tercih edebileceğini söylüyordu.

Copernicus'un yapıtı ve Copernicus sistemini konu alan kitaplar 1882 yılına kadar kilisenin yasakladığı kitaplar listesinde yer aldı ve bu tarihte Kardinaller Meclisi Katolik çevrelerinde Copernicus'un okutulabileceğini ilan etti.

Yeni sistemin bazı soruların yanıtını verememesi yayılmasını ve gelişmesini engelleyen en önemli etkenlerden biriydi. Bu konudaki tartışmalarGalilei'nin modern fiziğin temellerini atmasıyla son buldu. Böylece düşünce tarihinde yeni atılımlara sahne olacak yepyeni bir ufuk açılmış oldu.

Gök Kürelerinin Hareketi'nin 1543 yılında yayımlanması Rönesans'ın en önemli olaylarından biridir. Bunun özellikle astronomideki ve genellikle doğa bilimlerindeki ve tüm insan düşüncesindeki etkileri çok derindir. Her ne kadar bazı noktalarda eskiye bağlı kalmışsa da Kant'ın (1724-1804) belirttiği gibi getirmiş olduğu görüş kökten bir değişikliğin sembolüdür. Bu yüzden bilim tarihi açısından bu yapıt Ortaçağ ile Yeniçağ'ı birbirinden ayıran gerçek bir hudut taşı olarak kabul edilir.

Copernicus'ten önce de Güneş merkezli sistemi ortaya koyanlar olmuştu ama bunların hiç birisi Copernicus gibi etkili olamamıştır. Copernicus temel prensiplerini ortaya koyduktan sonra yaşamının hemen hemen otuz yılını bunu bir hesaplama sistemi haline getirme çabasıyla geçirmiştir. Sonunda çok eleştirildiği gibi karmaşık da olsa hattâ Batlamyus'tan daha başarılı olmasa da Yer merkezli sistemin karşısına aynı ayrıntılı hesaplama olanağına sahip bir ikinci sistemi koyabilmiştir. Almagest'ten hesaplama tekniğini gözlem sonuçlarını almasına rağmen Ortaçağ bilimine en büyük darbeyi indirmiş modern astronomiye modern fiziğe giden yolu açmış kuşkusuz Yeniçağ'ın öncüsü adını almaya hak kazanmıştır.

İçerik gizlenmiştir.

İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.
Giriş Yap Kayıt Ol




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Alt 11 Mart 2026, 03:53   #10
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi: KraL
Standart Yanıt: Bilim Adamlarının Hayatları

Niels Bohr

(1885 -1962) Söylentiye göre Danimarka halkının övünç duyduğu dört şey vardır: gemi endüstrisi süt ürünleri peri masalları yazarı Hans Christian Andersen fizik bilgini Niels Bohr. Bohr hem bilgin kişiliği hem insancıl davranışlarıyla büyük hayaller peşinde koşan gençlere yetkin bir örnek ve esin kaynağı olan bir öncüydü. O ne Rutherford gibi dış görünümüyle ürkütücü ne de Einstein gibi "arabaya tek başına koşulan at"tı.
Niels Kopenhag'da görkemli bir konakta dünyaya geldi. Babası üniversitede fizyoloji profesörüydü. Niels çocukluk yıllarında "hımbıl" görünümüyle hiç de parlak bir gelecek vaadetmiyordu. ileride seçkin bir matematikçi olan kardeşi Harald da pek farklı değildi.

İki kardeşin en çok hoşlandıkları şey anneleriyle tramvaya binip kenti dolaşmaktı. Bir keresinde boş tramvayda anne can sıkıntısını gidermek için olmalı çocuklara masal söyler. Anlamsız bakışları sarkık yanakları ve açık ağızlarıyla duran iki oğlanı uzaktan izleyen bir yolcu "Zavallı kadın bu iki şapşala bir şey anlattığını sanıyor!" demekten kendini alamaz. Niels Bohr'un bir çocukluk anısı bu.

Oysa Niels'in okul yılları son derece parlak geçer. Babasının entellektüel ilgi alanı genişti: Biri felsefeci biri dilci ve biri fizikçi üç arkadaşıyla her Cuma akşamı bir araya gelir düşün dünyasında olup bitenleri tartışırlardı. İki oğlan da bir köşede oturup uzun süren tartışmaları sessizce izlerlerdi. Özellikle Niels'in spekülatif düşünceye yakın bir ilgisi vardı. Nitekim üniversitede fiziğin yanısıra ilginç bulduğu felsefe derslerini de kaçırmazdı.

Niels Bohr üniversiteyi üstün başarıyla bitirip; yirmi iki yaşında Danimarka Bilim Akademisi'nin altın madalya ödülünü alır. Delikanlının sonradan unutulan bir başarısı da İskandinav dünyasında tanınmış bir futbolcu olmasıydı. Bohr 1911'de doktora çalışmasını tamamlar tamamlamaz J.J. Thomson'la çalışmak üzere Cambridge-Cavendish Laboratuvarı'na koşar. Ancak genç bilimadamı burada umduğunu bulamaz. Herşeyden önce İngilizce bilgisi yetersizdi; çevresiyle verimli iletişim kuramıyordu.

Sonradan daha önce Rutherford'un olağanüstü yeteneğini farketmiş olan Thomson nedense Danimarkalı gence sıradan biri gözüyle bakıyordu. Tartışmalı bir toplantıda Bohr'un ileri sürdüğü bir çözümü Thomson irdelemeksizin yanlış diye geri çevirir; ama daha sonra aynı düşünceyi kendisi dile getirir. Bu olayı içine sindiremeyen Bohr yeni bir arayış içine girer.

Bu sırada bilim dünyasının parlayan yıldızı Rutherford'dur. Katıldığı bir konferansında Rutherford'un coşkusu ve atılım gücüyle büyülenen Bohr Cavendish'i bırakır Manchester'de onun ekibine katılır. Rutherford deneyciydi Bohr ise kuramsal araştırmaya yönelikti. Ama iki bilimadamı arasında başlayan ilişki ömür boyu süren dostluğa dönüşür. Öyle ki Bohr biricik oğluna hocanın ilk adı "Ernest"i verir. Oysa bursunun tükenmesi nedeniyle Manchester'de yalnızca altı ay kalabilmişti.

Bohr'un bilimde ilgi odağı atom çekirdeğine ilişkin deney sonuçları değil kuramsal bir sorundu: Bir elektrik birimi olan elektronun atom kapsamındaki davranışının bilinen fizik yasalarına ters düşmesinin nedeni ne olabilirdi? Normal olarak pozitif yüklü çekirdeğin çevresinde dönen negatif yüklü elektronun devinim sürecinde elektromanyetik radyasyon salarak enerji yitirmesi ve çekirdeğe gömülmesi; atomun çökmesi gerekirdi.

Max Planck'ın kara-cisim radyasyon katastrofuna benzer bir katastrof! Planck karşılaştığı sorunu E = hf denklemiyle açıklamıştı. Bu sorun da belki kuvantum kavramına başvurularak açıklanabilirdi. Hiç değilse Niels Bohr böyle düşünmekteydi.

Sorun "spektrum analizi" ya da "spektroskopi" denen konu kapsamındaydı. Bohr "çizgi spektrası"na ilişkin bir formülden nedense habersizdi (Bohr formülü bir meslekdaşının yardımıyla sonunda öğrenir. Okul ders kitaplarına bile geçen formülünBohr'un gözünden kaçmış olması ilginçtir).

Bir aritmetik oyununu andıran işlemi 1885'de Balmer adında İsviçreli bir lise öğretmeni bulmuştu. Buna göre örneğin hidrojen spektrumundaki kırmızı çizginin frekansını saptamak için 3'ün karesi alınır l bu sayıya bölünür çıkan bölüm 32.903.640.000.000.000 sayısıyla çarpılır. Yeşil çizginin frekansı için işleme 4 mor çizginin frekansı için 5'le başlanır. Balmerformülünü ortaya koyduğunda hidrojen spektrumunda yalnızca üç çizgi biliniyordu. Sonra bulunan çizgiler için işleme 6 7 8 ... sayılarıyla başlanır.

Bohr 1912'de Kopenhag'a döndüğünde çözüm aradığı problemi birlikte getirmişti. Atomun yapısını açıklamaya çalışan Bohr için Balmer formülü niçin önemliydi? Yanıt basittir: Bohr Planck sabiti h'yi kullanarak bu formülle enerji kuvantalarından oluşan spektrumu açıklayabileceğini görmüştü.

Başka bir deyişle formülün sağladığı ipucuyla atomların normalde neden enerji salmadığı elektronların neden hız kaybedip çekirdeğe gömülmediği açıklık kazanmaktaydı. Bohr'un o zaman bilinen fizikle bağdaşmaz görünen görüşü başlıca dört nokta içeriyordu:

(1) Elektron olası tüm yörüngelerde değil yalnız enerjisi Planck sabitiyle bir tam sayının çarpımına orantılı olan yörüngelerde devinir.

(2) Elektron enerji değişimiyle kuvantum yörüngelerinin birinden öbürüne geçebilir; ancak çekirdeğe en içteki yörüngeden daha fazla yaklaşamaz.

(3) Bir kuvantum yörüngede devinen elektron bir iç yörüngeye düşmedikçe radyasyon salmaz. Bu düşüş belli bir miktarda ışık enerjisi üretmekle kalır. Üretilen enerjinin frekansı iki yörünge arasındaki enerji farkının Planck sabitine bölünmesine eşittir:

(4) Bir elektronun taşıyabileceği enerjiler sınırlıdır ve bu kesintili enerjiler atomun kesintili çizgi spektrumunda yansır.

Atom yapısının anahtarını salınan ışığın spektrumunda arayan bu görüşün birtakım gözlemlere açıklık getirmekle birliktedoğruluğu kuşku konusuydu. Bir kez aynı gözlemler başka hipotezlerle de açıklanabilirdi. Sonra elektronların Bohr'un öngördüğü biçimde davrandığını gösteren somut kanıtlar da ortada yoktu henüz. Kaldı ki kuvantum yörüngeleri düşüncesi olgusal dayanaktan yoksundu.

Bohr'un hipotezi öncelikle hidrojen spektrumunu açıklamaya yönelikti. Gerçi olgusal olarak henüz yoklanmamıştı ama hipotezin Balmer formülünde yer alan sayının anlamını belirginleştirmesi geçerliği açısından önemli bir avantaj sağlamaktaydı. Ayrıca Bohr'un değişik kuvantum yörüngelerinin enerjilerini veren formülü önerdiği atom kuramına istenen belirginliği kazandırır:

(Formülde m elektron kütlesini e elektrik yükünü h Planck sabitini göstermektedir. Bu harflerin deneysel olarak saptanan değerleri formülde yerlerine konduğunda bir saniyedeki titreşimi gösteren sayı 32.903.640.000.000.000 elde edilmektedir. Barmel'in bulduğu bu sayıya "Rydberg sabiti" de denmektedir).

Bohr oluşturduğu atomun kuvantum kuramını yayımlamadan önce Rutherford'un incelemesine sunmuştu. Rutherford herşeyde basitliği arayan titiz bir kişiydi. Bohr'un yazısı karmaşık uzun ve gereksiz yinelemelerle doluydu. Rutherford düzeltilmesini gerekli gördüğü noktalara değindikten sonra "Çalışman gerçekten ilginç; kuramının atoma ilişkin pek çok probleme çözüm getirici nitelikte olduğunu söyleyebilirim" diyerek genç bilimadamını yüreklendirmişti.

Bohr'un kuramı 1913'de ingiltere'de yayımlanır. Ne var ki bilimadamlarının bir bölümünün tepkisi olumsuzdur: onlara göreortaya konan bir kuram olmaktan çok rakamlarla oluşturulan bir düzenlemeydi. Oysa başta Einstein olmak üzere kimi bilimadamları çalışmanın büyük bir buluş olduğunu farketmişlerdi. Kuramın spektroskopi biliminin atomik temelini kurduğu çok geçmeden anlaşılır. Bir yandan da kuramı doğrulayan deneysel kanıtlar birikmeye başlar.

Kopenhag Teorik Fizik Enstitüsü başkanlığına getirilen Bohr 1922'de Nobel Ödülü'nü alır. Artık kısaca "Bohr Enstitüsü" diye anılmaya başlayan Enstitü'ye dünyanın pek çok ülkesinden genç fizikçilerin akım başlar (Bunlar arasında Heisenberg PauliGamov Landau gibi sonradan ün kazanan genç araştırmacılar da vardı). Kısa sürede dünyanın en canlı bilim merkezine dönüşen Enstitü bir grup üstün yetenekli genç için bulunmaz bir eğitim ortamı olmuştu.

Bohr hem bilgin kişiliği hem insancıl davranışlarıyla büyük hayaller peşinde koşan bu gençlere yetkin bir örnek esin kaynağı bir öncüydü. O ne Rutherford gibi dış görünümüyle sarsıcı ne de Einstein gibi "arabaya tek başına koşulan at"tı.

Bohr çalışma yaşamında sergilediği istenç gücünün yanısıra neşe ve mizahıyla gönülleri fethetmesini biliyordu. Bir keresinde tartıştıkları bir teori üzerindeki sözlerini şöyle bağlamıştı: "Bu teorinin çılgınca bir şey olduğunu biliyoruz. Ama ayrıldığımız nokta teorinin doğru olması için yeterince çılgınca olup olmadığıdır."

Danimarka baştacı ettiği bu insanla ne denli övünse yeridir.

İçerik gizlenmiştir.

İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.
Giriş Yap Kayıt Ol




Hatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI.
Since: 16/01/1996
IRCd Nick: KraL
( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır.


 
Alıntı Yap
Konuyu yanıtla

Yer İmleri


Konuyu Okuyanlar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 



Şu Anki Saat: 17:08