![]() |
| | #21 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Arthur Schopenhauer 22 Şubat 1788’de Danzig'de doğdu. Babası yetenekli bir tüccar olan Heinrich Floris Schopenhauer annesi ise özgürlüğüne düşkün genç bir kadın olan Johanna idi. Heinrich Schopenhauer'un en büyük arzusu oğlu Arthur'un kendisi gibi büyük bir tüccar olmasıydı. Schopenhauer ailesi bir çocuğun düşlediği ideal aileden çok uzaktı Heinrich fazlasıyla kıskanç Johanna ise fazlasıyla bencil ve özgürlüğüne düşkündü. Bu yüzden ailedeki çekişmeler Heinrich Schopenhauer ölene kadar hiç dinmeyecekti. Arthur Schopenhauer ise annesine karşı olumsuz hislerle dolu bir biçimde yetişecek ve ilerdeki kadınlar üzerine kuracağı olumsuz düşüncelerinin çoğunun temelinde hoşlanmadığı annesi olacaktı. Arthur henüz bir çocukken Prusya Danzig'i yönetimi altına alınca aile Hamburg'a taşındı. Aile Hamburg'a taşındıktan sonra Arthur'un küçük kız kardeşi Adele dünyaya geldi. 1793'ten 1797'ye kadar ailesiyle Hamburg'ta yaşadı. Sonra daha dokuz yaşındayken babası tarafından toplumsal zarafet öğrenmesi için Paris'e bir aile dostlarının yanına gönderildi ve iki yıl Paris'te yaşadı. Onbeş yaşına geldiğinde Arthur'un hayalleri hiç de tüccar olmak yönünde gelişmemişti. Daha onbeş yaşında olmasına rağmen edebiyata ve felsefeye doymak bilmez bir ilgi duyuyordu. Yine de babasının girişimleri sonuca istemeyerek de olsa 1804'te Hamburglu ünlü tüccar Senatör Jenisch'in yanında çıraklığa başladı. 1805 yılının Nisan ayında Arthur Schopenhauer'in hayatını ve düşüncelerini değiştirecek önemli bir olay gerçekleşti; babası Heinrich Hamburg'daki depolarının üst katından Hamburg Kanalı'na atlayarak intihar etti. Arthur duygusal anlamda çökmüştü babasının ölümü ardından tüccar çıraklığına bir süre daha devam etti. Schopenhauer derin bir depresif hâl içinde babasının yasını tutarken annesi Johanna bir kaç aylık yasdan sonra aile işleri tasfiye ederek Hamburg'dan dönemin entelektüel camiasının ve sosyetesinin başkenti olan Weimar'a taşındı. Weimar'da kurduğu salon kısa zamanda ünlendi ve dönemin bir çok önemli sanatçısıyla arkadaş oldu. Zamanla tanınmış bir yazar oldu ve bir çok roman makale ve biyografi yazdı. Yazdığı romanlar genellikle basit kurgular üzerinde biçimlenmiş feministik yaklaşımlar içeren ortalama çalışmalardı. Arthur Schopenhauer 1809'da Göttingen Üniversitesi'ne girdi. Kant ve Platon'dan etkilendi. İki yıl sonra Berlin'e gitti ve Berlin Üniversitesi'ne girdi. 1813’te Jena’da “Über die vierfache Wurzel des Satzes vom Zureichender Grunde” (Yeterli Nedenin Dörtlü Kökü) adlı bir tez savundu bu tezle Jena Üniversitesi'nden doktorasını aldı. Bu tezi gelecekte ortaya koyacağı felsefi sistemini ve düşünce yapısına dair büyük bir ipucuydu gelecekteki düşüncelerinin temellerini atmış ve habercisi olmuştur. Bu sıralarda annesiyle ciddi bir şekilde kavga etmişti ve annesi ölene kadar da hiç görüşmediler. 1818’de büyük eseri Die Welt als Wille und Vorstellung`u (İstenç ve Tasarım Olarak Dünya) yayımladı. İlerde çok satılacak ve bugün felsefi bir klasik olacak eser ne yazık ki o dönemlerde hiç satmadı. Arthur Schopenhauer daha sonra Berlin Üniversitesi’nde doçent oldu (1820). Berlin Üniversitesi'nde ders vermeye başladığında ders saatini dönemin ünlü filozofu Hegel'inki ile aynı saate ayarlamıştı bu yüzden çoğunlukla hiç kimse onu dinlemeye gelmezdi. 1831’de öğretim üyeliğinden ayrılarak Frankfurt’ta münzevi bir yaşam sürmeye başladı. 1844'te İstenç ve Tasarım Olarak Dünya (Die Welt als Wille und Vorstellung) adlı eserinin ikinci tamamlayıcı cildi yayımlandı. Hayatının son yılları dışında hakettiğine inandığı üne kavuşamadı. Oysa belki de ün dünyada istediği en çok istediği şeydi. Uzun züre boyunca kazanamadığı ün üzerine çok söz söylemiştir içindeki tanınma özlemini fazlasıyla belirtmiştir. 1850'de yayınladığı Parerga et Paralipenoma (Yunancadan "geride kalan ve tamamlayıcı çalışma") adlı eseri beklemediği biçimde çok sattı ve son yıllarında meşhur oldu. Parerga et Paralipenoma Schopenhauer'in felsefi makalelerinden ve aforizmalarından oluşan iki ciltlik bir eserdi. 21 Eylül 1860’da Frankfurt am Main’de yemek sırasında karaciğer konjeksiyonundan ölmüştür. Schopenhauer daha çok Hegel’in iyimser felsefesine karşı geliştirdiği kötümser felsefesiyle tanınır. Platon Kant ve doğu felsefesini özellikle Budizmi kendisine özgü bir şekilde kaynaştırdığı felsefesi Tolstoy Mann Wagner Freud Nietzsche ve Wittgenstein gibi önemli isimleri derinden etkilemiştir. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #22 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Antoine Laurent Lavoisier Kimyanın Babası Antoine Laurent Lavoisier Lavoisier yaşam döneminde oluşan iki devrimin paylaştığı bir kişidir. Devrimlerden biri yüzyıllar boyunca "simya" adı altında sürdürülen çalışmaların bugünkü anlamda kimya bilimine dönüşmesidir. Lavoisier bu devrimin kahramanıdır. İkinci devrim "1789 Fransız ihtilali" diye bilinir. Lavoisier bu devrimin getirdiği terörün kurbanıdır. Antoine-Laurent Lavoisier Parisli zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Daha küçük yaşında iken annesini yitiren Lavoisier babasının yakın ilgi ve bakımıyla büyür; başlangıçta belki de onun etkisiyle hukukçu olmaya yönelir. Ancak bu arada uyanan deneysel bilim merakı çok geçmeden bir tutkuya dönüşür. Yirmibir yaşına yeni bastığında Paris'in sokaklarını aydınlatma proje yarışmasında birinciliği alır Fransız Bilim Akademisi'nce altın madalya ile ödüllendirilir. Yirmibeş yaşına geldiğinde özellikle kimya alanındaki çalışmaları göz önüne alınarak Akademi'ye üye seçilir. Bu arada hükümetin özel bir komisyonunda görevlendirilen genç bilim adamı metrik sistemin oluşturulması Fransa'nın jeolojik haritasının çıkarılması gibi etkinliklerden tarımda verimin yükseltilmesine uzanan pek çok uygulamalı bilim çalışmalarını düzenler. Ayrıca o sırada bir tür abluka altında olan ülkesinin savunma ihtiyacı barutun üretim sorumluluğunu üstlenir. Genç bilim adamı bu kadarla da yetinmez; ilerde yaşamını yitirmesine yol açan bir işe ülkenin bozuk vergi sistemini düzeltme işine el atar. Ama tüm bu uğraşlarına karşın Lavoisier kendisini asıl ilgilendiren bilimden kopmamıştır; her fırsatta özel laboratuvarına çekilip deneylerini sürdürmekten geri kalmaz. Lavoisier bilim dünyasında en başta yanma olayına ilişkin geliştirdiği yeni kuramıyla ün kazanır. Ne ki kimya devrimini oluşturmada başka önemli çalışmaları da vardır. Ayrıca deneylerinde özellikle ölçme işleminde gösterdiği olağanüstü duyarlılık kendisim izleyen yeni kuşak araştırmacılar için özenilen bir örnek olmuştur. Kimya dil mantıksal düzen ve kuramsal açıklama yönlerinden bilimsel kimliğini Lavoisier'e borçludur. Tüm bu çalışmalarında ona büyük desteği eşi sağlar: deney şekillerini çizer yabancı dillerden kaynak çeviriler yapar makale ve kitaplarını yayıma hazırlar. Lavoisier araştırmalarına başladığında kimyada Antik Yunanlıların maddeye ilişkin dört element (toprak su ateş ve hava) öğretisinin yanı sıra yanmaya ilişkin flogiston kuramı geçerliydi. Bilindiği gibi bir tahta ya da bez parçası yandığında duman ve alev çıkar yanan nesne bir miktar kül bırakarak yok olur. Yürürlükteki kurama göre yanma yanan nesnenin "flogiston" denen ama ne olduğu bilinmeyen gizemli bir madde çıkarması demekti. Odun kömürü gibi yandığında geriye en az kül bırakan nesneler flogiston bakımından en zengin nesnelerdi. Bilim adamlarının çoğunluk doyurucu bulduğu bu kurama ters düşen kimi gözlemler de yok değildi. Bunlardan biri yanma için havanın gerekliliğiydi. Bir diğerikurşun gibi madenlerin erime derecesinde ısıtıldığında yüzeylerinde oluşan "calx"ın madenin eksilen bölümünden daha ağır olmasıydı. Aslında yanma olayını açıklamadaki güçlüğün bir nedeni gazlara ilişkin bilgi eksikliğiydi. 1756'da İskoç kimyageri Joseph Black "sabit gaz" dediği karbon dioksidi. buluncaya dek bilinen tek gaz hava idi. İngiliz kimya bilgini Joseph Priestley daha sonra deneysel olarak on kadar yeni gaz keşfeder. Bunlardan biri onun "yetkin gaz" dediği ilerde Lavoisier'in "oksijen" adını verdiği gazdır. Priestley oksijeni bulmasına karşın flogiston kuramından kopamaz. Üstün bir deneyci olan bu İngiliz bilim adamı kuramsal yönden rakibi Lavoisier ile boy ölçüşecek yeterlikte değildi. Lavoisier yanma olayı ile 1770'lerin başında ilgilenmeye başlamıştı. Kapalı bir kapta fosfor yakınca gazın ağırlığının değişmediğinioysa kabı açtığında havanın içeri girmesiyle birlikte gazın ağırlığının az da olsa arttığını saptamıştı. Bu gözlemin yürürlükteki kurama uymadığı belliydi ama daha doyurucu bir açıklaması da yoktu. Lavoisier aradığı açıklamanın ipucunu bir kaç yıl sonra Priestley'le Paris'te buluştuğunda elde eder. Priestley cıva oksit üzerindeki deneylerinden söz ederken bulduğu "yetkin gaz"ın özelliklerini belirtir. Lavoisier yayınlarının hiç birinde Priestley'e hakkı olan önceliği tanımaz; sadece bir kez "Oksijeni Priestley'le hemen aynı zamanda keşfetmiştik" demekle yetinir. Doğrusu oksijenin keşfinde öncelik Lavoisier'in değildi; ama bu gazın gerçek önemim ilk kavrayan bilim adamı oydu. Priestley'in deneylerini kendine özgü dikkat ve özenle tekrarlamaya koyulur. Belli miktarda havaya yer verilen bir kapta cıva ısıtıldığında cıvanın kırmızı cıva okside dönüşmesiyle ağırlık kazandığı havanın ise aynı ölçüde ağırlık yitirdiği görülür. Lavoisier deneylerinde bir adım daha ileri gider: cıvadan ayırdığı cıva oksidi (calx'ı) tarttıktan sonra daha fazla ısıtır; kora dönüşen kırmızı oksidin giderek yok olmaya yüz tuttuğunu geriye belli sayıda cıva taneciğiyle solunum ve yanma sürecinde atmosferik havadan daha etkili bir miktar "elastik akıcı" kaldığını saptar. Elastik akıcı Priestley'in "yetkin gaz" dediği şeydi. Lavoisier üstelik bu artığın ağırlığı ile cıvanın ilk aşamadaki ısıtılmasından azalan hava ağırlığının da eşit olduğunu belirler. Dahasıcıva oksidin ısı altında cıvaya dönüşmesiyle kaybettiği ağırlık ile çıkan gazın ağırlığı denkti. Bunun anlamı şuydu: yanma yanan nesnenin flogiston salmasıyla değil havanın etkili bölümüyle (yani oksijenle) birleşmesiyle gerçekleşmektedir. Başta önemsenmeyen bu kuram suyun iki gazın birleşmesiyle oluştuğuna ilişkin Cavendish deney sonuçlarını da açıklayınca bilim çevrelerinin dikkatini çekmede gecikmez. Cavendish deneylerinde asitlerin metal üzerindeki etkisinden "yanıcı" dediği bir gaz elde etmişbunu flogiston sanmıştı. Ancak Priestley'in bir deneyi onu bu yanlış yorumdan kurtarır. Priestley hidrojen ve oksijen karışımı bir gazı elektrik kıvılcımıyla patlattığında bir miktar çiyin oluştuğunu görmüştü. Aynı deneyi tekrarlayan Cavendish daha ileri giderek patlamada "yanıcı" gazın tümünün normal havanın ise beşte birinin tüketildiğini öylece oluşan çiyin ise an su olduğunu saptar. Flogiston teorisi yıkılmıştı artık! Yeni teorinin benimsenmesi kimi bağnaz çevrelerin direnmesine karşın uzun sürmez. Kimyada geciken atılım sonunda gerçekleşmiş olur. Lavoisier ulaştığı sonucu Bilim Akademisine bir bildiriyle sunar; ne var ki tek kelimeyle de olsa Priestley Cavendish vb. deneycilerin katkılarından söz etmez. Lavoisier'in aslında ne yeni kimyasal bir nesne ne de yeni kimyasal bir olgu keşfettiği söylenebilir. Onun yaptığı başkalarının bulduğu nesne ve olguları açıklayan kimyasal bileşime açıklık getiren bir kuram oluşturmak kimyasal nesneleri adlandırmada yeni ve işler bir sistem kurmaktı. 1789'da yayımlanan Traite Elementaire de Chimie adlı yapıtı kendi alanında Newton'un Principia'sı sayılsa yeridir. Biri modern fiziğin diğeri modern kimyanın temelini atmıştır. Lavoisier'i unutulmaz yapan bir özelliği de nesnelerin kimyasal değişimlerini ölçmede gösterdiği olağanüstü duyarlılıktı. Bu özelliği ona "Kütlenin Korunumu Yasası" diye bilinen çok önemli bilimsel bir ilkeyi ortaya koyma olanağı sağlar. Lavoisier kimi kez kendi adıyla da anılan bu ilkeyi şöyle dile getirmişti: Doğanın tüm işleyişlerinde hiç bir şeyin yoktan var edilmediği tüm deneysel dönüşümlerde maddenin miktar olarak aynı kaldığıelementlerin tüm bileşimlerinde nicel ve nitel özelliklerini koruduğu gerçeğini tartışılmaz bir aksiyom olarak ortaya sürebiliriz. 1794'de solunum üzerinde deneylerini yapmakta olduğu bir sırada Lavoisier Devrim Mahkemesi önüne çağrılır. İki suçlamaya hedef olmuştur: (1) devrim karşıtı olarak karalanan aristokrasiyle ilişkisi; (2) vergi toplamada yolsuzluk (Lavoisier topladığı vergilerin küçük bir bölümünü laboratuvar deneyleri için harcamıştı). Lavoisier'i kurtarmak için dostları mahkemeye koşmuştu ama tanık olarak bile dinlenmemişlerdi. "Yurttaş Lavoisier'in çalışmalarıyla Fransa'ya onur sağlayan büyük bir bilgin olduğunda hepimiz birleşiyor bağışlanmasını diliyoruz" dilekçesiyle başvuran günün seçkin bilim adamlarına yargıcın verdiği yanıt kesin ve çarpıcıdır: "Cumhuriyet'in bilginlere ihtiyacı yoktur!" Galileo yaşamının son on yılını Engizisyon'un göz hapsinde geçirmişti. Lavoisier'in sonu daha acıklı olur: elli bir yaşında iken "devrim" adına kafası giyotinle uçurulur. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #23 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Louis Pasteur Louis Pasteur Fransiz kimyaci ve biyolog. Mikroplarin kendiliginden uremesi diye bir seyin soz konusu olmadigini gosterdi. Saraplari biralari inceledi. Bira icin pasteurize yontemini buldu. Bulasici hastaliklar uzerinde calisti. Sarbon hastalaginin mikrobik oldugunu kanitladi. Sarbon ve kuduz asısını buldu.(1885) İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #24 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Christian Friedrich Samuel Hahnemann Christian Friedrich Samuel Hahnemann (d. 10 Nisan 1755 Saksonya - ö. 2 Temmuz 1843 Paris) Kınakınanın etkilerine ilişkin tutarsız savlara inanmayarak bu etkileri kendi üstünde denemek isteyen Christian Friedrich Samuel Hahnemann her gün küçük dozlarda kınakına alarak bu deneyleri sonucunda kınakınanın hastalarda ateşi düşürdüğünü buna karşılık sağlam bedenlerde ateşe benzeyen durumlar yarattığını gözlemledi. "Homeopati"nin temel yasası olan benzerlik yasasını ve homeopati öğretisini ortaya attı. Eleştirilere aldırmayarak denemelerini sürdürdü. Homeopati nedir? Homeopati sağlığa kavuşturma sistemi olup benzeri benzer ile tedavi etme temeline dayanır. Homeopati kelimesi ‘homoion’ benzeri ve ‘pathos’ acı çekme kelimelerinden türetilmiştir. Homeopati tariate ilk defa doktor kimyager ve eczacı olan Dr. Samuel Hahnemann tarafından kurulmuş ve geliştirilmiştir. Dr. S. Hahnemann (1755-1843) yıllar süren araştırmalrı ve gözlemleri sonucu şu görüşe varmışdı. ''Sağlıklı bir insan üzerinde bir doğal drogu mümkün olan en yüksek dozda alması ve bunun sebep olabileceği hastalık belirtileri ile alınan maddenin karekteristik özelikleri aynıdır. Hahnemann 50 yıl süreyle yüzlerce deneyi araştırm yapmış ve bir çoğunuda kendi üzerinde denemiştir. Hahnemann bitki-hayvan- ve mineral drogları kulanılmıştır. Bunları D1-D30 dozajları arasında dilusyon ve globulilerini yapmışlardır. Bu gün 2000’den fazla bitki- hayvan- ve mineral doglarından homeopatik ilaçlar eldeedilmiştir. Benzeri benzeri ile tedavietme: Buna örnek olarak kahveyi verebiliriz. Kahve kalp çarpıntısı ve uykusuzluğa sebep olur. Bu nedenle kalp çarpıntısı ve uykusuzluğa sebep olan hastalık kahvenin yüksek sıvılaştırılmış formu ile tedaviedilebilir. Aynı şekilde yemek yapmak için soğan doğrarken kişinin gözleri yaşarır ve burnu akar. Buna benzer rahasızlığı olana soğantentürü verilirse hasta iyi olur. Hahnemann 1790 yıllında kına kına kabuğundan eldeettiği tentürle kendi üzerinde tedavi denemeleri yapmıştır. O zamanlar kına-kına sıtmaya karşı kuanılmıştır. Hahnemann kendi üzerinde yaptığı deneylerde kına-kına tentürü aynı sıtmada olduğu gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tesbitedilmiştir. Anamnez (hastanın tıbbi hikayesi): Homeopat (homeopati uzmanı) hastası ile çok geniş çaplı bir anamnez uygular ve böylece hastası hakında bir fotograf ortaya çıkar. Homeopğat’ın sbraca sorularla hastanın yemek yeme sevgileri psikolojik durumu çevresi ile münasebetlerikorkuları veuyku durumu hakında bilgi edinilir. Böylece durumu öğrenilir ve uygun homeopatik tentürle tedavi edilir. Bu tür anamnez normal olarak 1-2 saat sürebilir. Uygun seçim (repertorisieren): Uygun olan tentürü seçmek oldukca zor bir işlemdir. Her bitki droğunun tentürü kendine has karektere sahiptir. Hastanın hastalık belitilerine bakılır ve drogun karekteristik özeliklerine bakılır ve uygun olan tentür seçilir. Sadece uygun olan olan tentürü seçmekte yetmez aynı zamanda uygun olan inceltmeyide (sulandırma kuvvetlendirme) iyi bilmek gerkir. Sıvılaştırmak (İnceltmek sulandırmak kuvvetlendirmek): Homeopatik ilaç hastanın durumunu (semptom) hafif yükselmektedir böylece bağışıklık sistemi harekete geçirmek için drogu mutlaka inceltmek (sulandırmak sıvılştırmak kuvvetlendirmek) gerekir aksi halde istenen etkiyi elde etmek mümkün değildir. Ayrıca bir çok doğal drog zehirli olup inceltmeden alınırsa o zaman zehirlenmelere neden olabilir. Hahemann yaptığı araştırmalarda bir drogu ne kadar inceltirse o kadar etkisinin artığını tesbitetmiştir. Buna dinamikleşmede denir. İnceltme damlamalarda alkolle ve haplarda süt şekeri ile olur. Önce anadrog (anamadde) eldeedilir ve bu alkol veya süt şekeri ile inceltilir. Örneğin arı zehiri önce eldeedilir ve bundan bir kısım 9 kısım alkolle karıştırılarakiyice çalkalanır ve homeopatide D1 adı ile anılan tentür eldeedilr. Bu tentürden bir kısım tekrar 9 kısım alkolle karıştırılır ve iyice çalkalandıktan sonra D2 tentürü eldeedilir. D2’den bir kısım 9 kısım alkolle karıştırılarakiyice çalkalanır ve sonra D3 tentürü eldeedilir. Bu işlem D30’a kadar tekrarlanabilir. D1=1/10 D2=1/100 D3=1/1000’e eşittir. Buradaki çalkalama işlemi çok önemlidir çünkü moleküllerin alkol içinde aynı oranda dagılması gerekir. Tenetür üreten firmalarda çok özel çalkalama aletleri mevcuttur ve çalkalama işlemi 2-3 hafta sürer. Örneğin: 1 gr. Boğankötü (Kaplanboğan) rendelendikten sonra bir şişeye konur ve üzerine 9 ml % 38-70 lik etanol (Alkohol) ilaveedilir ve güneş görmeyen bir yerde muhafaza edilir. Şişedeki nesne iki günde bir çalkalanılır ve 4-6 hafta sonra süzülerek homeopatide Aconitum D1" isimi ile anılan tentür eldeedilir. Bu çok zehirli olup asla kulanılmaz. Bundan 1 ml alınarak 9 ml etanolla karıştırılır ve çalkalanır (çalkalanma işi firmalarda özel çalkalayıcı aletlerele yapılır böylece moleküller eşit oranda tam olarak yayılır.) Bu tentüre homeopati'de Aconitum D2 denir ve bundan 1 ml alınarak 9 ml etanolla karıştırılarak çalkalanılırsa D3 dozajlı tentür eldeedilir. Aconitumum D4'den aşağıdaki tentürlerin kulanılması mazurludur. Posyonlar: Hastanın anamnezini yapılıp ona uygun tentürün bulunması çok çok zor olduğundan bazı ilaç firmaları bazı rahatsızlıklara karşı en çok kulanılan ve etili olan drogların tentürlerinden kompleks ilaçlar hazırlamışlardır. Bu kompleks ilaçlara posyonda denir. İlaçın seçimi: Hastanın durumu hastalığın kronik veya akut oluşuna göre farklı tentür (dilusyon sulamdırma) veya globuli (küreçik şekilde haplar) verilir. Tentürün sulandırılarak (alkolle incelterek dilusyon) eldeedilen yüksek dilusyon damlası veya süt şekeri ile eldeedilen çeşitli oranlardaki globuli hastaya verilir. Homeopatik dilusyon veya globulilerin eteryağı çay kahve veya meyvesuyu ile alınmamalıdır. Homeopatik ilaçların saf suyla alınması gerekir. İlk kötüleşme: Dilusyon (damlama) veya globulinin (hap) alınmasından sonra hastanın genel durumunda geçici olarak kısa süreli bir kötüleşme olursa bu korkulacak bir durum değildir. Hastanın geçiçi kötüleşmesi immün sisteminin vücuttaki rahatsızlık veren etkenlere (mikroplar..) karşı mücadele etkinliğini gösteren bir etkendir. İyileşme süreci: Homeopatide iyileşme diyince bütün vücudun iyileşmesi kastedilir ortodoks tıpta hastalıklı organa lokal tedavi uygulanırkenburda sadece lokal değil bütün vücudun iyileşmesi amaclanır. Bu nedenle iyileşme diyince tam sağlığa kavuşma anlaşılır. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #25 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Victoria Camps Kendisini ‘‘milliyetsiz’’ olarak tanımlayan Victoria Camps 1941 yılında İspanya'nın Barcelona kentinde dünyaya geldi. Barcelona Üniversitesi'nde felsefe Bağımsız Barcelona Üniversitesi'nde ise etik hocası. Ölü Tanrı'nın İlahiyatçıları (1968) Analitik Felsefe ve Pragmatik Dil (1976) Etik İmgelem (1983) Etik Retorik Siyaset (1988) Halk Erdemleri (1990) Gündelik Hayatın Huzursuzluğu (1996)Kadın Yüzyılı (1998) gibi mühim kitapların altında imzası var. Barcelona'daki çeşitli hastanelerin etik komitesinde yer aldığı gibi çeşitli alternatif kuruluşların da başkanlığını veya yönetim kurulu üyeliğini yürütüyor. Bir taraftan da Isegoria Dergisi'nin yazı kurulu üyeliğini ve Etik Tarihi isimli ortak bir kitabın koordinasyonunu yapıyor. ‘‘Geleceği geçmişten değil bugünden başlayarak inşa etmeliyiz’’ diyen Camps Katalan milliyetçiliği kadar İspanyol milliyetçiliğine de karşı çıkıyor. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #26 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Slavoj Zizek 1949 yılında bugün Slovenya’nın başkenti olan Ljubljana’da doğdu. Zizek bir sosyal bilimci olarak kendisine kurduğu matriksi bu coğrafyaya borçludur. Üniversite eğitimine sosyoloji ve felsefe alanında başladı. Yüksek lisansını (1975) felsefe alanında doktora derecesini de (1981) yine felsefe alanında Ljubljana Sanat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde tamamladı. İkinci doktorasınıysa Paris VIII Üniversitesi’nde psikanaliz alanında 1985 yılında tamamladı. Bu dönemde Jacques Lacan’ın asistanı olan Jacques Alain Miller ile çalıştı. 1970’lerin ilk yarısında düşüncelerini şekillendiren Fransız düşünürler Lacan Derrida ve Foucault oldu. 1970’lerde Slovenya’da Kuramsal Psikanaliz Derneği’ni kurdu. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #27 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Sonja Kowalewsky Güzel hırslı ve başarılı... 15 Ocak 1850'de Moskova'da aristokrat bir ailenin kızı olarak doğan Sonja Korvin Kroukowka küçük yaşından itibaren matematik çalışmaya başlamıştı. Sonja'nın yurt dışında öğrenim görme arzusu onu Almanya'nın Heidelberg Üniversitesi'ne götürdü. E.T. Bell'e göre bu çok yetenekli genç kız yalnız yeni zamanların en yüksek kadın matematikçisi değil aynı zamanda kadının özellikle yüksek öğretimdeki yeteneksizliği fikrine karşıbağımsızlığa kavuşması cerayanının önderi olmuştur. 1869 sonbaharında 19 yaşında göz kamaştırıcı bir genç kız olan Sonja Heidelberg'de Leo Königsberger'in eliptik fonksiyonlar Kirchoff ve Heltmotz'in fizik derslerini izler. Weierstrass'ın ilk öğrencilerinden olan Königsberger durmadan Sonja'ya hocasını methediyordu. Sonja Weierstrass'ın iliminden yararlanmak için onunla konuşmaya karar verir. 1870'lerde evlenmemiş kız öğrencilerin durumu bir bakıma anormal görüldüğünden Sonja dedikodulardan kaçınmak amacıyla "şeklen evlilik" denilen bir anlaşma yaparakAlmanya'ya giderken kocasını Rusya'da bırakır. Weierstrass'a başlangıçta evli olduğunu söylemez. Weierstrass'ın öğrencisi olmak arzusuyla Berlin'e gittiğinde Sonja yirmi yaşında canlı kararlı ve çok ciddi idi. "Weierstrass hiç evlenmemişti ama güzel bir kadının ayağına gelmesiyle sıvışıp gidecek kadar ürkek bir bekar değildi." diyor Bell. Sonja aynı zamanda parlak bir yazardı bir genç kız olarak matematik ve edebiyat kariyerini seçmekte uzun zaman tereddüt etti. Sonradan dinlenmek için Rusya'ya döndüğünde kendi anıları üzerine yazdığı kitap İskandinav ülkelerinde basılmıştır. Bunun yayınından sonra Rusya ve İskandinavya'daki edebiyat kritikleri Sonja'nın stil ve düşünce bakımından en iyi yazarlara eriştiğini söylemişlerdir. Weierstrass elli yaşındaydı matematiğe başladığı sıralarda kendisine hocalık eden Gudermann'ın yardımlarını unutmamıştı. Sonja heyecanını saklamak için -bir şey elde etmek istediği vakit "kimsenin dayanamayacağı kadar fevkalade güzel gözlerini Weierstrass'ın görmemesi için"- geniş kenarlı büyük bir şapya giymişti. İlk görüşmelerinden itibaren Sonja'nın ciddi çehresi Weierstrass'da iyi bir etki yaratmıştı; öğrencisinin matematikte yeteneğini öğrenmek için Königsberger'e mektup yazarak genç kızın kişiliğinin gereken güveni verip vermediğini sordu. Aldığı heyecanlı cevap üzerine Weierstrass üniversite kurulundan Sonja'nın derslerine kabul edilmesi iznini elde etmeğe çalıştı. Yanıt "kesin red" olunca boş vakitlerinden ona ayırarak yetiştirmek istedi; ona her pazar öğleden sonra kendi evinde ders veriyor ve haftanın başka bir gününde onun evine gidiyordu. İlk derslerden sonra Sonja şapkasını çıkardı 1870 sonbaharında başlayan bu dersler hemen hemen aralıksız olarak 1874 sonbaharına kadar sürdü birbirlerini görmedikleri zaman mektuplaşıyorlardı. 1891'de Sonja'nın ölümünden sonra Weierstrass çeşitli mektup ve büyük olasılıkla biriken matematik notlarıyla birlikteSonja'nın bütün yazdıklarını yaktı. Sonja son derece dağınık bir kadındı arkasında bıraktıklarının çoğu parça parça yahut cesaret kırıcı bir düzensizlikteydi; halbuki Weierstrass ile hoş genç dostu arasındaki mektuplaşma -bunun büyük bir kısmı matematikle ilgili olduğu zaman bile- dostça hisleri açıklar ilmi bakımdan bu mektuplardan çoğunun büyük önemi olması muhtemeldi diyor Bell. Sonja Heidelberg'de iken yine Rus asıllı bir kız arkadaşı Bunsen'in laboratuvarında kimya öğrenmeyi çok istiyordu ama atlatılmıştı. Arkadaşı Sonja'nın sert kimyacı üzerinde ikna kuvvetini denemesini istedi. Sonja şapkasız olarak Bunsen'a gider onu arkadaşını öğrencisi olarak kabul etmeye ikna eder ama Sonja gider gitmez Bunsen ne yaptığını farkeder. İlerde Weierstrass'a "Bu kadın beni yeminimden caydırdı..." diye yakınır. Weierstrass alıngan bir bekar olan Bunsen'dan Sonja'nın tehlikeli bir kadın olduğunu işittiğinde Sonja'nın iki yıldan fazla bir zamandan beri kendisinden özel dersler aldığını bilmeyen dostunun endişesiyle çılgınca eğlenir. Bunsen yıllardan beri yüksek sesle hiçbir kadını özellikle hiçbir Rus kadınını laboratuvarının mabedine almayacağını söylemekteymiş... Weierstrass birgün Sonja'ya kendisinin önem verdiği yayımlanmamış çalışmalarından birini gönderir. Herhalde Sonja bu çalışmayı kaybetmiş olmalı ki Weierstrass'ın mektuplarından anlaşıldığı gibi hocası ne zaman bu meseleyi açmak istediyse Sonja bunu örtbas eder. Diğer taraftan Weierstrass'ın yayınlanmamış diğer çalışmalarına büyük bir özenle elinden gelen katkıyı yapar. Sonja 1874'te Göttingen'den "in absentia" (dışardan gelen öğrenciler) diploması aldıktan sonra dinlenmek üzere Rusya'ya döner. Aşırı çalışmalar ve uğraşlardan çok yorulmuştur ama ünü kendinden önce memleketine ulaşmıştır bile. Weierstrass bu ayrıcalıklı öğrencisine uygun bir çalışma yeri bulmak için bütün Avrupa ile haberleştiği sıralarda Sonja St. Petersburg'daki kibar alemlerde havailikler içinde dinleniyordu; Weierstrass uğraşmalarından bir sonuç alamayınca o zamanki akademik geleneğin tutuculuğundan tiksinir. 1875'de Sonja babasının ölümünü Weierstrass'a bildirir fakat Weierstrass'ın taziyetine bile cevap vermedenüç yıla yakın sesi sedası çıkmaz. 1878 Ağustos'unda Weierstrass göndereli çok ulduğu için tarihini hatırlayamadığı bu mektubunu alıp almadığını Sonja'ya sorar: "Mektubumu almadınız mı? Acaba bana -sizin dediğiniz gibi- en iyi dostunuza serbestçe güvenmenize acaba bir engel mi var? Bunu bana yalnız siz açıklayabilirsiniz..." Weierstrass aynı mektubunda onun matematiği bıraktığı dedikodularını yalanlamasını rica eder. Weierstrass'ı ziyarete giden Rus matematikçisi Tchebicheff onu bulamayınca Brichhardt'la görüşür ve Sonja'nın sosyete alemine daldığını söyler. Sonja Weierstrass'ın mektubuna onun bedbaht ve hasta olduğunu bildiği halde cevap vermemişti. Kadınlığının matematik emellerine üstün çıktığı bu günlerde kocasıyla mutlu yaşamaktaydı. Weierstrass'a sonunda verdiği cevap ise aldatıcı idi. O eşsiz dehasını anlatmakla bitiremeyen amatör sanatçılar gazeteciler v edebiyatçıların adeta bir mabudesi olmuştu o zamanlar. Şayet normal bir hayat sürebilseydi kendi kafasına şekil veren adamı küçümsemek durumuna düşmeyecekti diye yazıyor Bell. 1878 yılında Sonja'nın bir kızı olur. Bu doğumla gelen dinlenme onun zayıflamış matematik ilgisini yeniden uyandırır ve Weierstrass'a bir konu üzerine danışmak için mektup yazar. Weierstrass o konudaki yayınları araştırcağını bildirir. Sonja'nın kendisi bu kadar uzun zaman ihmal etmiş olmasına rağmen Weierstrass ona her zaman yardıma hazırdı. 1880 yılının Ekim ayında Sonja'ya yazdığı bir mektubunda söylediği gibi yegane esef ettiği nokta Sonja'nın uzun suskunluğunun kendisini onun yardımına koşmak fırsatından yoksun bırakmasıydı. "Fakat geçmiş üstünde durmayı sevmem geleceğe bakalım" diye eklemişti. Birtakım sıkıntılar Sonja'yı uyandırdı; o matematikçi olarak doğmuştu ve bir ördeğin sudan vazgeçemeyeceği kadar o da matematikten vazgeçemezdi. 1880 Ekiminde Sonja (otuz yaşında idi) bir şey danışmak için Weierstrass'a yazdı ve cevabını beklemeden Moskova'dan Berlin'e geldi. Sonja sarsılmış bir halde beklenmedik bir zamanda gözükünce Weierstrass ona bütün gününü verdi. Herhalde Sonja'yı iyice paylamış olmalı ki Sonja Moskova'ya döndüğü zaman kendini öyle bir heyecanla matematiğe verdi ki ne eğlence düşkünü dostları ne de budala tufeyliler onu tanıyabildiler. Sonja Weierstrass'ın önerisi üzerine "kristal bir ortamda ışığın yayılması problemi"ni ele aldı. 1882'deki yazışmaları öncekilere göre iki farklılık gösterir: Bir kısmı tamamen matematiğe aittir diğer kısmı ise Sonja ile kocasının -bilhassa Bay Kowalewsky karısının zihinsel yeteneklerini gerektiği kadar takdir etmediğinden- birbiri için yaratılmış olmadıklarına aittir. Kocasının 1883 Mart'ında ani ölümüyle Sonja'nın aile problemleri biter. Kendisi Paris'te kocası Moskova'da idi o sıralarda. Kocasının ölümü büyük bir yıkım olur beş gün kendisini kaybederek yemek bile yemeden odasına kapanır ama altıncı günde kendine gelip kağıt-kalem isteyerek matematik formüllerine dalar. Sonbaharda tamamen iyileşerek Odesa'da toplanan bilimsel bir kongreye katılır. İsveçli matematikçi Mittag-Leffler sayesinde 1884 sonbaharında 1889'da ömür boyu profesör olmak üzere Stockholm Üniversitesi'ne atanır. Weierstrass'ın son zamanlarında duyduğu en büyük sevinci en kıymetli öğrencisinin meziyetlerinin tanınmış olmasıdır. Sonja 1888 Noel arifesinde; bir katı cismin sabit bir nokta etrafındaki dönmesini açıklayan araştırmasıyla Fransız İlimler Akademis'nin Bordin Ödülü'nü kazandı. Jüriye göre araştırmasının o kadar ayrıcalıklı bir değeri vardı kiödülün miktarı önce bildirilen 3000 franktan 5000 franga yükseltildi. Bu başarı üzerine Weierstrass'ın mutluluğuna diyecek yoktur. "Başarınızın beni ve kızkardeşimi ve buradaki bütün dostlarınızı ne kadar mutlu ettiğini söylememe gerek yoktur. Özellikle ben gerçek bir mutluluk duydum bu işten anlayanlar benim sadık öğrencimin 'benim zayıf tarafımın' başıboş bir kukla olmadığı kararını ilan ettiler." Sonja Satürn'ün halkası teoremi ile de uğraştı. Matematik fizikte ikinc imertebeden kısmi türevli diferansiyel denklemler üzerindeki yayınlarıyla ünlü Fransız matematikçileri Darboux ve Hadamard'la Sonja Kowalewsky ismi de yer almaktadır. Bu büyük ödülden iki yıl sonra kısa süren bir hastalığın ardından 10 Şubat 1891'de Stockholm'de öldü. Weierstrass ise altı yıl sonra 1897'de öldü. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #28 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Daniel Gabriel Fahrenheit Daniel Gabriel Fahrenheit ya da Gabriel Daniel Fahrenheit 24 Mayıs 1686 Gdansk'da doğdu 16 Eylül 1736 Den Haag'da öldü); Alman fizikçi. Hollanda ve İngiltere gezilerinde deneysel fizik ve meteoroloji alanlarında kullanılan kimi araçların yapımını öğrendi. 1710 da yaptığı termometre başlangıç noktası olarak soğuk bir karışımın sıcaklığını bitiş noktası olarak da ağız boşluğunun sıcaklığını ilke saydı. Daha sonra bu termometreyle ölçtüğü suyun donma sıcaklığını 32 kaynama sıcaklığını da 212 derece olarak saptayarak kısaca °F simgesiyle gösterilen Fahrenheit derecesi ölçeğini ortaya koydu. 1720 termometresini daha da geliştirerek ispirto yerine ilk kez civayı kullandı. İngiltere'de Royal Society üyeliğine seçildi. Maddenin kaynama noktasının hava basıncıyla değiştiğini gösterdi. 1721'de suyun aşırı soğuma özelliğini 1724'te de içine tuz karıştırılan suyun donma ve kaynama sıcaklıklarının değiştiğini ortaya koydu.Günümüzde İngiltere ve ABD'de sıcaklık ölçü birimi olarak kullanılmakta olan Fahrenheit derecesi ile Celcius derecesi arasında TFahrenheit = 18 · TCelsius + 32 İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #29 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Hypatia Aydınlığın son ışığı... İskenderiyeli astronom ve matematikçi Theon'un kızıdır.Bilimi ve zerafeti ile olduğu kadar güzelliği ile de ünlü olan bu filozof ve matematikçi Grek hanım Atina'da eğitimini tamamladıktan sonra İskenderiye'ye yerleşmiş ve orada bir okul açmıştır. Zamanında yaşayanlarca filozof İsidorus'un karısı olduğu söylenmişse de bunda bir yanılgı olduğu sanılmaktadır; çünkü güvenilir yazarlara göre Hypatia hiç evlenmemiştir. Babasından aldığı sağlam fikir yapısı ile kendisini Platon'un izinde buldu ve İskenderiye'de Platon Aristo ve Suda gibi diğer filozoflar üzerine halka açık dersler verdi. En önemli öğrencisi Synesios'dur. Sonradan büyük filozof olan bu öğrencisi ona hayranlığını ve ilmine duyduğu takdirlerini bildiren pek çok mektup yazmıştır. Bu mektuplar felsefe tarihi kitaplarında bugüne kadar gelmiştir. Buna karşın Damaskios ve onun hocası İsodoros Hypatia için filozof olarak büyük takdirlerini söylerken İskenderiye'deki Platon geleneğinin etkisi altında kalmayıp kendi kararını verseydi geometride daha ileri olurdu fikrini ileri sürmüşlerdir. Sinosios ve Herakles'in yetişmelerinde öğretmenleri Hypatia'nın üstün gayreti teşekkürle anlatılmaktadır. Hypatia çeşitli bilim dallarında çalışmıştı; yaratıcı olmaktan çok bir eleştirmen ve yorumcu (commentator) idi. Astronomik tablolar Appolonius konik kesitleri ve Diophant üzerine yorumları vardır. Hypatia'nın en parlak zamanı Arkadius'un hükümranlığı dönemine 415'deki trajik ölümü de Arkadius'un halefi devrine rastlar. Hypatia'nın İskenderiye'de yeni Platonculuğu yansıtan felsefesi yaklaşımı bakımından Atina okuluna göre daha araştırmacı ve bilimsel nitelikteydi ayrıca Atina okulu kadar mistik eğilimler taşımıyordu. MÖ 3. yüzyıldan başlayarak altıyüz yıllık bir süre boyunca insanların İskenderiye'de başlattığı düşünsel ortamdan sonraki baskı öğrenmekten korku bütün izleri yok etmiştir. Hıristiyanlıktan sonra filozoflar takımı Roma hükümdarının himayesinde olmaya devam ettiler ve yeni eğitim hiçbir şekilde yığınlara mal edilmedi. Hükümdar Julyana Apostata'nın onlara verdiği koruma ölümünden on yıl sonra da devam etti. Hypatia o dönemde ilk Hıristiyanlarca büyük ölçüde putperestlikle özleştirilen öğrenim ve bilimi simgeliyordu. Bu nedenle İskenderiye'de Hıristiyanlar ve Hıristiyan olmayanlar arasındaki gerginlik ve çatışmaların öne çıkan ismi olarak görülüyordu. Eski aydınlanmanın temsilcisi olan Hypatia Pitolemais şehrinin putperest valisi Orestes'in himayesine sığınır Rahip Cyrillos'un İskendiriye'ye Başpiskopos olmasından sonra gerginlikler daha artar ve onun yandaşlarının oluşturduğu bir kitle tarafından sokakta araba altında linç edilir. Önceleri Makedonyalılar sonra Romalı askerler Mısırlı rahipler Yunan aristokratları Fenikeli denizciler Yahudi tacirler Hindistan ve Güney Sahra'dan gelen ziyaretçiler İskenderiye'nin parlak döneminde büyük bir uyum içinde yaşamışlardı. Büyük İskender'in kurduğu bu şehrin muhteşem bir kütüphanesi ve buna bağlı bir müzesi vardı. Bilim ve düşünce ürünleri burada çiçek açmıştı; pek çok bilim adamının yanında İskenderiyeli Theon ve kızı Hypatia da bu kütüphaneye devam edenler arasındaydı. Bu kütüphane de fanatikler tarafından yakılmıştır. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| | #30 |
| Rep Puanı: 10 Rep Derecesi: ![]() | Jelio Jelev Bulgaristan’ın ilk demokratik başkanı olan Jelio Jelev bir felsefeci ve modern zamanlarda Balkanlar'a damgasını vuran önemli bir devlet adamı. 1935 yılında Varna'da doğdu ve Sofya Üniversitesi'nde felsefe okudu. Üniversitedeki toplantılarda dogmatik görüşlere karşı çıkmasıyla göze çarptı ve yönetimle başı sık sık derde girdi. Doktora tezinde Lenin'in ‘‘felsefi kategoriler’’e ilişkin görüşünü eleştirdi. Önce bursu iptal edildi ardından Sofya'ya ayak basması yasaklandı. Yedi yıl eşinin köyü olan Grosden'de toprakla ve felsefeyle haşır neşir oldu. Bu sırada kaleme aldığı ‘‘Faşizm’’ adlı kitabı önce pek önemsenmedi. Ama bir müddet sonra eserdeki ‘‘totaliter devlet’’ olarak ortaya koyulan tezin esas olarak Bulgaristan'daki sisteme bir eleştiri olduğu anlaşıldı. Eski sistemin 10 Kasım 1989'da devrilmesinden sonra politika sahnesine çıktı ve 1990'da Bulgaristan devlet başkanı oldu. Yapılan ilk serbest seçimlerde tekrar devlet başkanı seçildi. 1997'de görevini bıraktığını ve yeniden felsefeye döneceğini açıkladı ve öyle de yaptı. İçerik gizlenmiştir.İçerikleri görebilmek için üye olmalı ve üye girişi yapmalısınız.Giriş Yap Kayıt OlHatalarım çok oldu. AMA Ayıbım Hiç Olmadı.Benden Giden çok oldu AMA, Kayıbım Hiç OLMADI. Since: 16/01/1996 IRCd Nick: KraL ( Facebook / Skype / RekLam / Video / Link / yasaktır. |
| | Alıntı Yap |
| Konuyu yanıtla |
| Yer İmleri |
| Konuyu Okuyanlar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |